Batı Trakya`yı Sosyopolitik Açıdan Değerlendirme – Bölüm 4

Mustafa Geveli

Batı Trakya’da Tütün Üretimi

Avrupa Birliği’nin, 1970’li yıllların başında yeni tarım politikaları doğrultusunda (EEC) 727/70 numaralı tüzüğüyle tütün 36 çeşit kaliteye, norma ve subvansiyon kategorisine ayrılmıştır. 1990’lı yılların başında ise Ortak Pazar Düzenlemesi doğrultusunda çıkarılmış olan EEC 2075/92 numaralı tüzükle Avrupa Birliği, tütün politikası ve tütün piyasasının gelişmesi doğrultusunda kalite artışına hızlı bir ivme kazandırıp bölgede serbest piyasa ekonomisinin yarattığı dinamiklerin gelişmesini sağlamıştır. Bu yeni politikalar devletin elini tütün üretiminden çekmesi ve üretimin serbest piyasa koşullarında gerçekleşmesi prensibinin bir gereği şeklinde yorumlanmıştır.

Avrupa Birliği’nde 2075/92 numaralı tüzükle tütün üretimi 1991’deki 430.000 tonluk miktardan, 2001’de 339.000 tona gerilemiştir. Avrupa’daki endüstrinin tütün talebi ve trendi flue-cured, light-cured ve basma tütüne doğru kaydığından, ve dolayısıyla Dünya ve Avrupa sigara sanayiinin tütün hammadde talebi koyu ve güneşte kurutulmuş tütünden vazgeçme istikametinde geliştiği için, sigara endüstrisinin talebindeki bu değişiklik yeni dinamikler yaratmıştır. Bundan dolayıda Avrupa Birliği’nin iç tütün piyasasında güneşte kurutulmuş tütün üretimi 1996 ve 2001 yılları arasında %39,55 azalmıştır. Bu konuda, verilecek sübvansiyonlarında üretimin dengelenmesi ve tütün üretim miktarının sınırlanması hedefiyle verilmesi öngörülmektedir. Yapılan araştırmalarda, tütün sektöründeki iş yönetiminin düzeldiği ve nispeten etkin bir işletme idaresinin ortaya çıktığı gözlenmektedir. İşletme yönetimine nispi de olsa etkin ve şeffaf yönetim şekli gelmesiyle marjinal gider payı azalmıştır. Fakat işletme yönetiminin hala tam olarak etkin bir zemine oturamamış olması ve istenilen seviyeye gelememesi tütün üretimindeki ekonomik sıkıntının başlıca nedenlerindendir.

Yunanistan Hükümeti, Ortak Tarım Politikaları çerçevesinde Batı Trakya bölgesinde ekilen basma ve katerini tütün çeşitlerini sübvansiyondan %50 muaf tutarak tütün üretimini bu şekilde korumayı hedeflemektedir. Ancak, bu tarz önlemlerde yeterli değildir. Çünkü, bu doğu çeşidi tütünün iyi kalitede olması ve dünya pazarında tüketiminin garantisinden dolayı bu ürünün geleceğinin olması 2009 yılından sonrada prim destekli üretilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu ürünlerin yöresel ve geleneksel ürün bazında korunmaları bir anlamda şarttır.

Batı Trakya’da nüfusun %84’ü küçük çaplı tarımla uğraştığından dolayı bu bölgede tütüne verilen primlerin kesilmesi vatandaşları ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan bir çıkmaza sokacaktır. Taşranın yaşam mücadelesi verebilmesi için, rekabetçi yapıya sahip olması gereklidir. Yunanistan’ın AB ile müzakerelerinin 1962’de başladığı düşünülürse bu 45 yıllık zaman zarfı içinde tarım politikalarının düzeltilmesi için sınırlı bir takım değişiklikler dışında elle tutulur hiç bir atılımın, yada reformun yapılmadığı rahatlıkla söylenebilir.

Zaten bütün bu tütün krizlerinede AB’nin Ortak Tarım Politikasındaki yeni düzenlemeler yol açmıştır. Bu düzenlemelerin büyük bir çoğunluğu da tütün üretimi ile ilgili düzenlemelerdir. Yeni düzenlemerle tütün üretiminin aşırı miktarda azaltılmasının önü açılmıştır. Bu da Avrupa tütün üretiminin sonu anlamına gelmektedir. Tütün gibi insan sağlığına zarar veren bir tarım ürününün milyarlarca Euroluk sübvansiyonu sorgulanmakta ve yarattığı sosyo-ekonomik ağırlıklı sağlık problemlerinin sebep olduğu zararlar tartışılmaktadır. Tabii bu aşamada, tütün üretiminin durdurulmasının sosyal, ekonomik ve demografik dengeleri ne kadar ve nasıl etkileyebileceği ve sonuçlarının sosyal sertlik açısından oldukça ağır olacağı şimdiden görülebilir bir boyuttadır. Avrupa’da tütün üretiminin sonu, sigara kullanımını etkilemeyecektir. Sigara kullanımı devam edecek, ancak bu kez sigara üretiminde ithal Amerikan tütünü kullanılacaktır. Bu sebeplerden dolayı, tütün üretiminin kısıtlanması yönünde politikalar uygulanırken, tütün üretiminin Yunanistan’da doğrudan ve dolaylı yollardan 400.000 kişiye istihdam sağladığı göz önünde bulundurulmalıdır.

Batı Trakyalı araştırmacı Aydın Ömeroğlu sosyal tütün politikası araçlarını şu şekilde sıralamaktadır: “Primlerin devamının gelmesi, taban fiyatların asgari kaliteye göre belirlenmesi ve asgari fiyatın üretim maliyetine eşit olması, asgari fiyatın üstündeki ticari fiyatın kalite ile doğru orantılı olması, tütün sektöründe çalışanların, tütün üreticilerinin, tüccarların (ilk tütün işlemecileri), sigara şirketlerinin, devletin ve tüketicilerin çıkarlarının adil paylaşım mekanizmalarına göre hukuki anlaşmalar çerçevesinde güvence altına alınması ve kalitenin iyileştirilmesi konusunda üreticinin desteklenmesi.”
Tütün primlerindeki yeni uygulamalar 2006 hasatı ile başlamıştır. AB üyesi ülkeler ilk başta, verilecek üretime bağımlı primlerin oranını %60’a kadar ve üretimden bağımsız primlerinde oranını %40 ve %100’e kadar varan oranlarda belirleyebilme hakkına sahiptirler. 2010 yılından sonra ise primlerin %50’side parçalanarak tarım politikalarının B sütununa aktarılacaktır. Tarım sendikalarının çabası sonucu 2009 yılına kadar primlerin üretimden tam bağımsızlığını kesinleştiren karar alınmıştır. Yunanistan Tarım Bakanlığı ise 2010’dan sonra tütün primlerinin üretimden tam bağımsızlığını planlamaktadır.

Batı Trakya bölgesinde yaşayan Türk ve Yunanlı çiftçilerin güçlü lobilerinin bulunmaması ve lobileri güçlü kılabilecek olası finansal açıdan güçlü tarımsal ve ürünsel işbirliğinin mevcut olmaması, örnek olarak Batı Trakya bölgesinin Fransa’daki tarım lobisi ile kıyaslanabilecek en ufak bir unsurunun dahi bulunmaması, Batı Trakya’nın tarım sektöründeki sıkıntılarını Brüksel’de lobi aracılığıyla çözme olasılığınıda ortadan kaldırmaktadır. Bilindiği gibi Fransa’nın Gayri Safi Yurt İçi Hasılasının %30’dan fazla bir bölümü tarıma aittir ve Fransız çiftçiler güçlü tarım lobileriyle AB tarım politikalarının kendi çıkarları doğrultusunda belirlenmesi yönünde bir etki yaratma gücüne sahiptirler. 1900’lü yılların başlarında Amerikalı ekonomist Mancur Olson’ın ortaya attığı Çıkar Grupları Teorisi’ni bugünkü sübvansiyon politikalarına bir açıklama olarak algılamak mümkündür. Bu teori azınlık bir grubun, ekonomi politikalarını kendi çıkarları, kimi zaman çoğunluğun aleyhinde, doğrultusunda algılaması ve uygulatmasıdır. Burada sorulacak soru şudur: neden çoğunluktaki vergi mükellefleri azınlıktaki vergi mükelleflerinin istekleri doğrultusunda belirlenen ekonomi politikalarına boyun eğebilmektedirler? Olson bu durumu azınlık grubunun organizasyon yeteneğine bağlamaktadır. Eğer bir grup demokratik bir ortamda ekonomik isteklerini kendi çıkarları doğrultusunda ön plana çıkarmak isterse, profesyonelce lobi faaliyetlerine yatırım yapması gerekmektedir. Böylece çiftçilerin her demokratik eylem yolunu finanse edebilecek güce sahip olma şansıda doğabilecektir.

Παραγωγή Καπνού στην Δυτική Θράκη

Αρχές του 70, σύμφωνα με τις αγροτικές πολιτικές της ΕΕ δια του κανονισμού (ΕΟΚ) με τον αριθμό 727/70 διαχωρίστηκε ο καπνός σε 36 διαφορετικές ομάδες, τα οποία διαχωριστήκανε επίσης σύμφωνα με ποιοτικά κριτήρια επιχορηγήσεις. Αρχές του 90 στα πλαίσια των ανακατατάξεων στην Κοινή Αγροτική Πολιτική της ΕΕ μέσου του κανονισμού (ΕΟΚ) με τον αριθμό 2075/92, προσπάθησε η ΕΕ να επιταχύνει την ανάπτυξη της αγοράς καπνού μέσα στα πλαίσια των δυναμικών ελεύθερης αγοράς. Όλες αυτές οι πολιτικές είχανε στόχο την αποκρατικοποίηση της αγοράς καπνού και την θέσπιση τον κανόνων ελεύθερης αγοράς στον κλάδο καπνού.

Μέσου του κανονισμού της (ΕΕ) με τον αριθμό 2075/92 η παραγωγή καπνού από 430.000 τόνους το 1991, μειώθηκε σε 339.000 τόνους το 2001. Επειδή η ζήτηση αγοράς γέρνει προς τους τύπους καπνού όπως η flue-cured, light-cured και basma, και το γεγονός ότι η παγκόσμια αναζήτηση της πρώτης ύλης καπνού για τις καπνοβιομηχανίες δεν χρησιμοποιεί πια στον ήλιο ξεραμένο σκοτεινό καπνό, έχει προκαλέσει καινούργιες δυναμικές αγοράς. Για τον λόγο αυτό η ΕΕ μεταξύ 1996 και 2001 έχει μειώσει την παραγωγή του στον ήλιο ξεραμένο καπνού κατά %39,55. Οι επιχορηγήσεις που θα δοθούνε, στοχεύουνε την σταθεροποίηση της αγοράς και στην μείωση της παραγωγής καπνού. Σύμφωνα με τις έρευνες, παρατηρείτε μια αποτελεσματικότητα στην αγορά καπνού και στην διαχείριση των εταιριών. Με την εφαρμογή των αποτελεσματικών μεθόδων διαχείρισης των εταιριών καπνού, έχει μειωθεί δραστικά και τα σταθερά έξοδα των εταιριών. Αλλά το γεγονός ότι η διαχείριση και η διοίκηση των εταιριών δεν έχει φτάσει στα αναμενόμενα σημεία αποτελεσματικότητας, προκαλεί κρίση στην παραγωγή καπνού.

Η ελληνική κυβέρνηση, στα πλαίσια της Κοινής Αγροτικής Πολιτικής στοχεύει να προστατέψει την παραγωγή των τύπων καπνού όπως του Μπασμά και τις Κατερίνης, κρατώντας τις 50% μακριά από την άρση των επιχορηγήσεων. Αλλά δεν αρκεί. Επειδή ο ανατολικός αυτός καπνός λόγο της άριστης του ποιότητας και τις παγκόσμιας ζητήσεως πρέπει να χρηματοδοτηθεί και πέραν του 2009. Για αυτό είναι αναγκαία η προστασία των προϊόντων αυτών σε μορφή ειδικών προϊόντων συγκεκριμένης περιοχής μέσα στην ΕΕ.

Το %84 του πληθυσμού της Δυτικής Θράκης και ιδιαίτερα της μειονότητας ασχολείται με την μικρομεσαία αγροτική παραγωγή. Η απαλλαγή της περιοχής από τις επιχορηγήσεις θα προκαλέσουνε ένα οικονομικό αδιέξοδο αγοράς το οποίο θα αντανακλά αρνητικά στην οικονομική και στην κοινωνική δομή της περιοχής. Ο βιοτικός αγώνας της υπαίθρου, απαιτεί μια ανταγωνιστική μορφή. Οι συνομιλίες για την ένταξη της Ελλάδας στην ΕΕ αρχίσανε το 1962 και μέσα σε αυτά τα 45 χρόνια δεν έχει παρατηρηθεί καμιά σημαντική εξέλιξη στον αγροτικό τομέα της χώρας.

Όλες αυτές οι αναταραχές στις αγορές καπνού προκληθήκανε εξαιτίας των ρυθμίσεων της Κοινής Αγροτικής Πολιτικής της ΕΕ. Οι ρυθμίσεις και οι ανακατατάξεις αυτές σε πλειονότητα γίνανε στην παραγωγή καπνού που έστρωσε τον δρόμο της ελάττωσης της παραγωγής στην ΕΕ. Αυτό σήμαινε και το τέλος της ευρωπαϊκής καπνοπαραγωγής. Όπως θα μπορούσαμε να κάνουνε κριτική στην επιχορήγηση δισεκατομμυρίων Εύρο σε ένα προϊόν που κάνει κακό στην ανθρώπινη υγεία και προκαλεί αρνητικές επιπτώσεις στην οικονομική και κοινωνική ζωή των κατοίκων της ΕΕ, στον ίδιο βαθμό θα έπρεπε να κάνουμε κριτική για τις επιπτώσεις μιας πιθανής κατάργησης των επιχορηγήσεων στον καπνό και τις αρνητικές επιρροές στην οικονομική και κοινωνική δομή των καπνοπαραγωγικών περιοχών της ΕΕ. Στην περίπτωση αυτή, το τέλος της καπνοπαραγωγής πόσο αρνητικά μπορεί να επηρεάσει την κοινωνική, οικονομική και δημογραφική σταθερότητα της περιοχής και πόσο οδυνηρά αποτελέσματα μπορεί να έχει λόγο της κοινωνικής πλευράς. Ένα είναι σίγουρο. Η μείωση της παραγωγής καπνού στην Ε.Ε. δεν θα χαμηλώσει τα ποσοστά καπνίσματος στην Ε.Ε. Από αυτό θα επωφεληθούνε πιο πολλή οι αμερικάνικες καπνοεταιρίες μέσου της εξαγωγής καπνού τύπου Βιρτζίνια στην Ε.Ε., που το κόστος παραγωγής του είναι φθηνότερη και μπορεί να αποφέρει μεγαλύτερο κέρδος στις καπνοβιομηχανίες στην Ε.Ε. Η παραγωγή καπνού στην Ελλάδα αποτελεί έμμεσα και άμεσα σε 400.000 άτομα εισόδημα.

Δυτικοθρακιώτης και μέλος της Τουρκικής Μειονότητας της Δυτικής Θράκης Αϊδίν Ομέρογλου κατατάσσει τα μέσα μιας κοινωνικής πολιτικής παραγωγής καπνού ως εξής: “1. συνέχιση των επιδοτήσεων, 2. θέσπιση της κατώτατης τιμής σύμφωνα με την ποιότητα, η εμπορική τιμή του καπνού πρέπει να έχει μια παράλληλη αναλογία με την ποιότητα του προϊόντος, 3. μια δίκαιη μοιρασιά του κέρδους μεταξύ των εργαζομένων στην παραγωγή και στην βιομηχανία καπνού, των εμπόρων σαν (επεξεργαστές πρώτης ύλης), της βιομηχανίας τσιγάρων, του κράτους και των καταναλωτών. Αυτό μπορεί να επιτευχθεί με διάφορες συμφωνίες και συμβόλαια και την αύξηση ποιότητας του καπνού μέσου της οικονομικής υποστήριξης των καπνοπαραγωγών.”

Οι καινούργιες τροποποιήσεις στην παραγωγή του καπνού αρχίσανε με το παραγωγικό έτος 2006. Οι χώρες της Ε.Ε., διαθέτουνε το δικαίωμα να προσδιορίσουνε το %60 της επιχορήγησης εξαρτημένου (από την παραγωγή) και το %40 -%100 από την παραγωγή ανεξάρτητου καπνού. Μετά το έτος 2010 η επιχορήγηση θα μειωθεί σε %50 των σημερινών δεδομένων και θα μεταφερθεί στον πυλώνα B της Κοινής Αγροτικής Πολιτικής της Ε.Ε. Με την στήριξη των αγροτικών σωματείων επιτεύχθηκε η αδέσμευτη πριμοδότηση του καπνού.

Η μη ύπαρξη στην Δυτική Θράκη ενός δυναμικού αγροτικού λόμπι των Τούρκων και Ελλήνων γεωργών, και των πιθανών αρνητικών οικονομικών συνθηκών για την ίδρυση τους, δεν συνιστά εφικτή την πιθανότητα λύσεως των προβλημάτων τους στις Βρυξέλλες όπως τα γεωργικά λόμπι των γαλλικών περιοχών που το %30 του ακαθάριστου εγχώριου προϊόν τους προέρχεται λόγο γεωργικών προϊόντων. Οι Γάλλοι διαθέτουνε ένα σημαντικό λόμπι μέσα στην Ε.Ε. και το έχουνε πετύχει με τα δικά τους μέσα. Την θεωρία των Ομάδων Συμφερόντων του διάσημου αμερικάνου οικονομολόγου Μάνσουρ Όλσον μπορούμε να συνδυάσουμε με την αναζήτηση εξηγήσεων στις πολιτικές επιχορηγήσεων της Ε.Ε., που μπορούνε να αλλάζουνε την κατεύθυνση των συμφερόντων τους ενάντια των συμφερόντων της πλειονότητας. Το ερωτηματικό σε αυτήν την περίπτωση θα μπορούσε να ήτανε ως εξής: γιατί οι φορολογούμενοι της πλειονότητας αποδέχονται τις οικονομικές πολιτικές που απαιτούνε οι φορολογούμενοι που βρίσκονται σε μειονότητα; Ο Όλσον προσπάθησε να εξηγήσει αυτό το φαινόμενο ως προς την οργανωτική ικανότητα της μειονοτικής ομάδας. Εάν μια ομάδα απαίτηση μέσα σε δημοκρατικά πλαίσια να προβάλλει δυναμικά τα συμφέροντα της, τότε πρέπει να επένδυση για εργασίες λόμπι σε επαγγελματικό επίπεδο. Μόνο με την οργανωτική της ικανότητα και τις εργασίες λόμπι μπορεί να μεταφέρει τα προβλήματα της σε ικανοποιητικά επίπεδα. Οι ομάδες συμφερόντων με διάφορες πολιτικές οργανωτικού χαρακτήρα μπορούνε να αλλάξουνε την ροή των γεγονότων και να βρίσκονται αντί μιας μειονεκτικής σε πλεονεκτική θέση.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
Avrupa Birliği ve Yunanistan - 24 Haziran 2011 14:31
Dunning-Kruger Sendromu - 15 Mayıs 2010 09:21
Euro`nun Değer Kaybetmesi - 30 Mart 2010 13:38
AB mi yoksa IMF mi? - 23 Mart 2010 14:28
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ