POLAT & HUMANN GmbH
Batı Trakya Online

Annenin Çocuğunu Tanıması

Psk. Dr. Yaşar Kuru

Psk. Dr. Yaşar Kuru

Yazarın şu ana kadar yazılmış 7 makalesi bulunuyor.
Annenin Çocuğunu Tanıması

Çocuklar içi boş teneke kutusu değildir. Ona kendinizden bir şeyler vermeye çalışmayın. Çocuklar, ömür boyunca kendilerine lazım olan malzemelerle birlikte dünyaya gelirler. Onları tanımaya, keşfetmeye, kim olduklarını, ne olacaklarını anlamaya çalışın.

Bir insanın sahip olduğu özellikleri hakkında bilgi sahibi olmadan, onun hakkında fikir yürütemeyiz. Ona, eksiklikleri konusunda yardımcı olamayız. Çünkü onu incitebiliriz. Belki de hayatını ona zindan edebiliriz. Bu nedenle, çocuğu terbiye etmenin temel şartı, çocuğu tanımaktır. Onun hakkında fikir sahibi olmaktır.

Anne, kucağındaki yavrusunun özelliklerini bilmeli ve onu tanımalıdır. Bunun için de, çocuğunun gelişim dönemleri hakkında yeterli bilgiye ulaşmış olmalıdır. Her bir gelişim döneminin özelliklerini söz konusu dönemlerde çocukların ne gibi davranışlar gösterdiğini bilmek durumundadır.

Çocuk terbiyesinin temel özelliklerini şu şekilde özetleyebiliriz:
1-) Anne, “kendisi” hakkında yeterli psikolojik ve pedagojik bilgiye sahip olmalıdır,
2-) Anne, çocuğu hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Bunu da, onun fizyolojik ve psikolojik gelişme dönemlerindeki tavır ve davranışları hakkında yeterli bilgi sahibi olmakla sağlayabilir.
3-) Çocuk terbiye yöntemlerini, pedagojik açıdan bilmeli ve tanımalıdır.

Bir önceki başlık altında, annenin kendisini tanıması ve eğer varsa, yanlış düşünce ve davranışlarının giderilmesi için anneye yol göstermeye çalıştık. Bu bölümde ise, annenin çocuğunu tanımasına, onun fizyolojik, bedensel gelişimi hakkında bilgi sahibi olmasına gayret edeceğiz. Biliyoruz ki, etkili ana-baba olmanın yolu:

• Sevgi göstermek,
• Bilgili olmak,
• Emek ve zaman harcamak,
• Değişim amacına yönelik bilgi sahibi olmak,
• Net ve açık fikirlere sahip olmak,
• Bedensel ve sözel iletişim kurmayı başarabilmektir.

6.1. Çocuğun Gelişim Dönemleri: 0-6 Yaş

Ana rahminden başlayarak ölüme kadar olan hayat çizgisinde insan, fizyolojik, psikolojik, duygusal ve sosyal yönleriyle bütünlük arz ederek gelişmektedir. Buna istinaden; bebeğin fizyolojik -bedensel- gelişimini, psikolojik gelişiminden ayrı olarak değerlendiremeyiz. Diğer taraftan; sosyal gelişim de, duygusal gelişimden ayrı düşünülemez.

Bunlar, birbirine yakın birlikte hareket eden gelişim özellikleridir. Ancak; “anlatım” kolaylığı açısından bölümler şeklinde ele alınması pratik görülmektedir.

Doğumla ergenlik arasında genel hatlarıyla bebeklik, çocukluk, okul cağı ve ergenlik şeklinde dört gelişim döneminden bahsedebiliriz. Ancak, bebeklik döneminin kendi içinde farklı özellikler taşıyan “bebeklik” gelişim periyotlarına göz attığımızda şöyle bir tablo ile karşılamaktayız.

1-) ilk 3 haftalık “Yenidoğan” dönemi
2-) Dördüncü haftadan itibaren 1 yaşına kadar olan “Süt çocuğu” evresi
3-) Okul çağı öncesi dediğimiz çocukluk dönemi ise 4-7 yaş arası olan 3 yıllık dönemdir ki, bazı uzmanlarca “oyun çağı” olarak da nitelendirilmektedir.

Hemen herkesçe aynı söylemle ifade edilen 7-12 yaş arası evre ise 5 yıllık eğitim öğretim aşaması dönemidir. Ortaokuldan lise eğitimi sonuna kadarki dönem de bilinen “ergenlik” dönemidir.

Çocuğun gelişim hızının en yüksek seyreden evreleri; 280 günlük hamilelik dönemi ile ilk 7 aylık dönemdir. Doğumdan 1 yıl sonra başlayıp 11 yaşına kadar ki evre normal gelişim dönemidir. Önergenlik dediğimiz 11-16 yaş arasındaki 5 yıllık zaman aralığı, yine yoğun fizyolojik ve ruhsal gelişim dönemidir. Esas ergenlik dönemi olarak ifade edilen 16-19 yaş evresi, önergenlik fırtınasının dindiği ama ergenlik sıkıntılarının normal seyrinden devam ettiği 3 yıllık sıra dışı fakat nispeten sakin geçen dönemdir.

Özellikle doğum sonrasındaki hızlı büyüme dönemlerinde çocuklar, yoğun ruhsal sorunlar yaşamakla karşı karşıyadır. Çünkü hızlı hormon salgılayan bedenin bu hızına çocuklar uyum sağlamada zorlanırlar. Böylece duygusal alanda oldukça sarsıntı geçirirler. Büyüme, gelişme, enerji tüketimini de beraberinde getirdiğinden çocuklarda halsizlik, yorgunluk halleri oldukça sık görülebilir.

Normal seyreden büyüme evrelerinin gereği olumlu, düzenli ve uyumlu tavırlar sergileyen çocuklar; yoğun gelişim dönemlerinde anne-babaları da şaşkına çevirecek denli dağınık, savruk, düzensiz ve tembel bir portre çizerler. işte tüm bu sebeplerden dolayı anne-babaların yada çocukla ilgilenenlerin, çocuk gelişim dönemlerine ait özellikleri ve çocuklar üzerindeki yansımaları hakkında temel bilgi sahibi olmaları gerekir.

6.1.1. 0-3 Ay Gelişim Dönemi

• Yeni doğan bebek, sınırlı davranış gösterme özelliğine sahiptir.
• Çevresine cevap verebilme özellikleri vardır.
• Yüksek bir öğrenme yeteneğine sahiptir.
• Doğar doğmaz: Duymakta, görmekte, hissetmekte ve her an öğrenmektedir.
• Zamanının çoğunu uyumakla geçirir.
• insan yüzünü dikkatle inceler.
• Gülümsemeyle karşılık verir, yüksek sesle güler.
• Sese, gürültüye hemen tepki verir.
• Annesini tanır.
• Haz ve acı veren uyarılara karşı güçlü tepki verir.

6.1.1.1. Yapmamız Gerekenler

ilk 3 aylık bebeğe yönelik anne-baba tavırlarının neler olması gerektiğine gelince:
• Bebeğe karşı bol bol gülümseyin. Bazı nedenlerden dolayı içinizde patlamak üzere volkanlar oluşsa bile bebeğinizle yüz yüze olduğunuz her an mutlaka güler yüzlü olun. Bu durumunuz asla yapmacık olmamalıdır.
• Net seçemedikleri için, başta yüzünüz olmak üzere, görmesini istediğiniz objeleri ona yakın mesafede tutun.
• Hem ona gülümsemeleriniz hem de sürekli göz göze gelmeniz onda size karşı güven sağlayacak ve sizi ruhen kabullenecektir.
• Onunla konuşurken, ona bir şeyler mırıldanırken, dudak okuma uzmanına kopya verir gibi dudaklarınızı harflerle bütünleştirin. Kelimeleri, harfleri yutarak yok etmeyin.

• Başınızı hafifçe öne eğerek misafir selamlar gibi onu sık sık selamlayın.
• Bebekte ritim duygusu gelişmesini sağlamak adına ona ilahiler mırıldanmanız, tatlı tatlı ninniler söylemeniz çok yerinde olur.
• Bebeğinize karşı sevecen tavırlar sergileyin. Çünkü bebekler sevinç ve neşeli ifadelere, sevgi ve ilgi yansıtan tavırlara karşı oldukça duyarlıdırlar.

annenin-cocugunu-tanimasi-6.16.1.1.2. Ağlama Şekli ve Anlamı

Konuşamayan konumda oldukları için bebekler isteklerini, duygularını ve tepkilerini farklı ağlama şekilleriyle dile getirmektedirler. Örneğin; sinirlendiklerinde yüksek sesle ağladıkları görülürken, duraklayarak ağlamaları açlığını belirtmek içindir. Bununla birlikte; canı yandığında, acı ve ağrı hissettiğinde ani ve yüksek sesle içten ağlamayı tercih eder.

6.1.2. 3-6 Ay Gelişim Dönemi

• Oturabilir. Bu, etrafı incelemesini kolaylaştırır.
• Nesnelere uzanmak, tutunmak ister.
• Kendisiyle oynandığında mutluluk belirtileri gösterir.
• Onunla oynanan oyunlar için sevinç çığlıkları atar.
• Aynada kendini görünce gülümser. Onunla konuşur gibi yapar.
• Korktuğunu belli eder.
• Sevdiği yada sevmediği yemekleri ayırmaya başlar.
• isminin söylenmesine olumlu tepki verir.

6.1.3. 6-9 Ay Gelişim Dönemi

• Desteksiz oturmaya başlar. -kısa süreli-
• Emeklemeye başlamıştır.
• Kollarından desteklenince ayakta durabilir.
• Eşyaları atarak eğlenir.
• Aile bireylerinin yüzlerini tanır, yabancı yüzlerden korkabilir.
• Adını bilmeye başlamıştır.
• Mizah anlayışı kazanmaya eğilimindedir.

6.1.3.1. Yapmanız Gerekenler

Çocuklar bu dönemdeki kazanımlarını duyarak, görerek elde ederler. Onlara davranış kalıbı benimsetmek, onlardaki mizah duygusunu geliştirmek ve onları  konuşmaya  sevk etmek için  kural benimsetmeye çalışmak elbette ki yersizdir. Öyleyse anne-baba, bebeğin karşısında neler yapmalıdır.

• Bebeğin çıkardığı sesleri taklit ederek ona iade etmeyin. Demek istediğini anladığınızda ona “anlamlı” sözcüklerle hitap edin. O her ne kadar manasız sesler çıkarsa da anlam bütünlüğü olan kelimeleri duyup hafızasına kaydeder ve dili gelişince onları tekrar düzgün bir şekilde kullanır. Anlaşılır kelimelerine ayniyle karşılık verin ki hoşnutluğunuzu anlamış olsun.
• Bebeğinize; sizin hoşunuza giden manasız sözcükleri tekrar ederek karşılık verdiğinizde ona asla konuşmayı öğretemezsiniz. Bu yüzden, sizin kullandığınız sözcüklerin anlamlarını işaret, hareket gibi beden dilinizi de kullanarak ona geri dönüşüm yapın.
• Ona her zaman tane tane, tek tek sözcüklerle hitap edin. Kelimeleriniz ve konuşmalarınız jest ve mimiklerle desteklenmiş anlamlı ifadeler şeklinde olmalıdır.
• Yeri gelince, sözcüklerinize mizansen katmayı ihmal etmeyin. Örneğin kahkaha, alkış vs. ile kelime anlamlarını pekiştirin. Unutmayın ki, kahkahalarınız bile yumuşacık ve sıcacık olmalıdır. Sert, gür sesle gülmeleriniz bile onu ürkütür.
• Bebeğinizi sizden başka yüzlerle tanıştırmayı, buluşturmayı sakın ihmal etmeyin. Örneğin; anneanne, babaanne, teyze, hala gibi yakın aile içi simalarla kısa beraberlikler yaşamasını sağlayın. Bu onun ileride hem sosyalleşmesinde hem de özerklik ve bağımsızlık kazanmasında büyük yarar sağlayacaktır.

Bebeğin çıkardığı sesleri taklit ederek ona iade etmeyin. Demek istediğini anladığınızda ona “anlamlı” sözcüklerle hitap edin.

annenin-cocugunu-tanimasi-6.26.1.4. 9-12 Ay Gelişim Dönemi

• Tutunarak, desteksiz olarak ayağa kalkabilir.
• iki nesneyi birbirinde vurarak ses taklidi yapabilir.
• 2-3 kelime söyler.
• Kısa komutu anlar.
• Her şeye dokunmaya, etrafı keşfetmeye başlar, eline geçirdiği her şeyi ağzına götürür.
• Yürümeye  başlamıştır.
• Temel bağımlılık ihtiyaçları karşılanmışsa, kişilik gelişimi için bir sonraki döneme hazır demektir. Aksi halde, kişilik gelişimi geç başlar.

6.1.5. 12-18 Ay Gelişim Dönemi

• Kendi başına yürür. Evin içini keşfetmeye çalışır.
• 5-10 kelime telaffuz edebilir.
• Kardeşleri varsa, kıskançlık ve yarışma tepkileri gösterebilir.
• Taklit etmeye başlar.
• Yaptığı işlerin sonuçlarından haberdar olmaktadır.
• Kağıt kalem kullanmaya başlar, çizikler atar.
• Kum ve su oyunlarından tarifsiz haz duyar.
• Saymayı, sayı kullanmayı denemek ister.
• Sosyal gelişme oyun dönemidir. Arkadaş ihtiyacı duyar.

6.1.6. 18-24 Ay Gelişim Dönemi

• Önceleri destekli, sonraları kendi başına merdiven çıkabilir.
• Burnunu, gözlerini gösterir.
• iki kelimeyi yakınlaştırarak, cümle kurma eğilimi başlar.
• Rehbersiz yemek yemeyi becerebilir.
• Çizilen çizgileri taklit edebilir.
• Tuvalet eğitimine direnir, altını ıslatır.
• Diğer çocuklarla oynamak ister.
• “Kendi” oluşunu algılama dönemine girmiştir.

6.1.7. 2,5 Yaş Gelişim Dönemi

• Bağımsızlığını kazanmaya başlar. Basit işleri kendi görür.
• Atlama, tırmanma, ayakta sekme işlemlerini öğrenir.
• Dil gelişir. “Ben” sözcüğünü kullanır.
• Soru sormaya başlar.
• Arkadaşlarıyla oynama ilgisi kuvvetlidir.
• Aile dışında bir dünyanın varlığını tanımaya başlar.
• Yürümeyi ve koşmayı öğrenmiştir.
• Dengesiz, kararsız, olumsuz ve isyankar tavırlara başvurur.
• Öfkelenir, yardım almaktan pek hoşlanmaz.
• 2,5 yaş: Gelişimin en büyük kriz dönemlerinden biri olarak kabul edilir:
• Ebeveyni oldukça tedirgin eden bu dönemin çocuğu söylenenin tersini yapmaktan hoşlanır. Söz dinlemez tavrı ile dikkat çeken çocuk, hareketlerinin ve isteklerinin kısıtlanmasından nefret eder. Her işinde dengesizlikler görülür ve kararsız, olumsuz bir görünüm sergiler. işlerinde aceleci olduğundan onları yüzüne gözüne bulaştırsa da kimseden akıl ve yardım almak istemez.
• Yoğun hareketlilik içindedir. Gözünün gördüğü, elinin uzandığı her şeyi yakından tanımak onlara hükmetmek ister.
• Ailenin; kendisi için uygun olmayan isteklerini doğal olarak engellemek istemesi karşısında ilk zıtlaşmalar başlamış olur. Ancak ebeveynin, onun kimi haklı isteklerini de yok saymasıyla, daha önce başlamış olan zıtlaşmalar çatışmaya dönüşür.
• Fiziksel gelişmelerin de yaşanmasıyla gelişen sinir sistemi sayesinde inatçılığından taviz vermez. Bunun yanı sıra, zaman zaman içinden anne-babaya yardımcı olma isteği depreşir.
• Hayal kurma yeteneğinin de geliştiği 2,5 yaş çocuğu iki şıktan birini seçmesi teklif edildiğinde her ikisini de tercih eder. Seçme becirisi henüz gelişmemiştir.
• Günlük stresin, sıkıntının tesiriyle gece irkilerek uyandığı olur ve rüyaların tesirinde kalır.
• iki zıt kutup arasında gidip gelmesi en belirgin özelliğidir. Örneğin; ani hareketlilikten durağanlığa, yoğun meşguliyetten tembelliğe, hırslı emellerden boş vermişliğe kadar bir dizi aşırı uçlar arasında gidip gelir.
• Neden, niye, niçin gibi sorularla ebeveyni bunaltmaktadır. Kendisinden bir şey istendiğinde, bir iş buyrulduğunda ilk tepkisi “hayır”, “yapmam”, “gitmem” şeklindedir ve bunda oldukça kararlıdır.
• Haklı ve olumlu isteklerinin anne-babası tarafından karşılanması durumunda keyfine diyecek yoktur. Çünkü özerklik adına başarılı olmuştur. Bu yüzden “özgüven”i de kuvvetlenmiştir.
• 2,5 yaşın sonuna yaklaşıldığında kendisini kontrol etme becerisi kazanmaya başlamıştır. Zaman zaman yaptığı çıkışlardan dolayı özgürlük arayışı da başarıya ulaştığından etrafıyla zıtlaşmaları, çatışmaları iyice azalmıştır.

Akıllı-uslu, yaramazlık yapmayan, efendi efendi oturan,  şımarmayan bir çocuk modelini asla Düşünmeyin.

6.1.7.1. Nasıl Davranmalı

Haksız ve ona zarar verecek isteklerinin; çocuğu yıkmadan, yormadan ve yıpratmadan ötelenmesine çalışılmalıdır. Haklı ve onaylanacak her talebinin de geciktirilmeden karşılanması gerekir ki ilk istekler sınıfındakilerin yerine getirilmemiş olmamasına, kendince makul karşılıklar bularak o konularda sakinleşmiş olması sağlanmalıdır.

• inatçılığı, öfkesi ve patavatsızlığı karşısında soğukkanlı olunmalıdır. “Hayır”larınızı hemen ve sert bir şekilde değil, zaman kazanarak ve yavaş yavaş, kararlı bir şekilde belirtin.
• Reddedici tutumlarınızı beden dilini de kullanarak pekiştirin. Mesela; göz göze gelin, gözlerinin içine dikkatlice bakın ve yüzünüzdeki ifadeler, jest ve mimikleriniz oldukça ciddiyet ifade etmelidir. Kararlılığınız bedeninize ve duruşunuza yansımalıdır.
• Başarabildiği bütün girişimlerini memnuniyet belirtisiyle karşılayarak onu yüreklendirin. Ama asla maddi hediye takviyesi yapmayın.
• Bazı öfke ve tersliklerini görmezden gelin, hemen üzerine gitmeyin.
• Kurallara, aile düzenine ve otoriteye karşı gelişleri konusundaki tavır ve davranışlarına yönelik tepkilerinizi erteleyin ve çoğunlukla da unutun.
• Her türlü isyankar tavrına karşı ona bazı alternatifler önererek yoğunluğunu bozmaya, dikkatini dağıtmaya çalışın.
• Rekabet duygusunu geliştirmek isteğinden kaynaklanan tersliklerini makul karşılayın ve öfkelenmeyin.

6.1.8. 3 Yaş Gelişim Dönemi

• Koşar, tırmanır, hızla hareket eder.
• Giyinir, düğmelerini açabilir.
• Nesnelerin isimlerini bilir.
• Basit cümle kurar. Tekerlemeler ezberler.
• Sözden anlar; derdini anlatır.
• Çok meraklıdır. Çok fazla soru sorar. Her şeyi öğrenmek ister.
• Bir işlem üzerine en fazla 15 dakika konsantre olabilir. Dikkat süresi kısadır. Hoşlandığında süreyi uzatır.
• Arkadaşla oyunu tercih eder.
• Doğa ve dünya ilgisini çeker. Hayvan hikayelerinden ve masallardan hoşlanır.
• Cinsiyet ve benlik duygusu gelişir.
• Toplumsallaşmaya meyillidir.
• Ben merkezcilikten çıkar.
• Düzen ve kurallar öğretilebilir.
• Cinsel içerikli sorular yöneltmeye başlar. Kimim, nereden geldim, çocuk nasıl olur.

annenin-cocugunu-tanimasi-6.36.1.9. 4 Yaş Gelişim Dönemi

• Giyinip soyunabilir. Elini yüzünü yıkayabilir. Yemeğini rahatlıkla yiyebilir.
• Hareketleri kontrollü olmaya başlamıştır; Tuvalete girmezden önce “kimse var mı?” diye sorar.
• Çok konuşur, dili hiç durmaz. Neden, niçin, nasıl sorularını sorar.
• Anlayışlı olmaktadır. Sıra beklemeyi öğrenir.

6.1.10. 5 Yaş Gelişim Dönemi

• “Altın yaş” dönemidir.
• Çevresine karşı dostane yaklaşım içindedir.
• Yeteneklerini görmek ister.
• Tam toplumsallaşmış bir kişilik sergiler.
• Çevresine uyumu artmıştır.
• Kendisiyle ve çevresiyle olan çelişkileri azalmıştır.
• Karar verme süresi kısalmıştır.
• Kendisini eleştirebilir.
• Kendisine güven duyar.
• Söylenenlere inanır. Belleği  güçlüdür.
• Olayların, öğütlerin neden-sonuç ilişkilerini merak eder.

6.1.11. 6 Yaş Gelişim Dönemi

• Harfleri yazmaya çalışır. Bazılarını  ters yazar.
• Kötü söz söylemek, başkalarını terslemek, onlarla  tartışmak.  gibi  olumsuz  huylar  edinir.
• Kekemelik görülebilir.
• Bedensel gelişme yavaşlamıştır.
• Bencil ve kavgacı olabilir.
• Bir şeye kızınca, annesini  sorumlu  tutar.
• isteklerinin ardı arkası gelmez. Hemen olmasını ister.
• Fırtınalı ve duygusal bir dönemdir.
• Her şeyin tamamını ister. Paylaşmaktan kaçınır.
• Cezalara çok tepkilidir.
• Bazı sorumluluklar alır.
• Söylenenleri dikkatle dinler.
• Tembellik ve karasızlık görülebilir.

6.1.11.1 6 Yaş Çocuğuna Nasıl Davranmalı

Yeni 4x4x4 eğitim sistemine göre 5 yaş çocuğu, okul dönemi içindedir. Ebeveyninden okul ve öğretmen hakkında sürekli iyi, güzel ve çekici ifadeler duyan çocukta okula adaptasyon hızı sürekli olacaktır. Yeni şeyler öğrenme merakı had safhada olan çocuk, sırf bu amaçla ilk kez, çok sevdiği annesinden- babasından ve hür ortamdan saatlerce uzak kalacaktır.

Örneğin; “oyun cağı” çocuğu olması nedeniyle oyunlarından ve alıştığı oyun gruplarından kopmuş olmak onu oldukça olumsuz etkileyecektir. Çocuğun bu alandaki duygu karmaşasını düzeltmesi ve kaybettiği oyun zamanına yeniden kavuşması için ebeveyni ona fırsat yaratmalıdır. Örneğin; okuldan döner dönmez ilk işi doyasıya oynamak olmalıdır. Bu onu yormaz, aksine okul yorgunluğunu alır. Evde de okul ortamı kurmanız, zeka gelişimini olumsuz etkiler. Dersten, okuldan kurtulma planları yapmasına sebep olur.

Çocuğun evde yoğun ders ve ödev ortamına girmesi çok çalışmış olması anlamına gelmez. Önemli olan verimli ve istekli çalışmasıdır. Bu tıpkı, küçük çocuğuyla evde 24 saatini geçirmekle övündüğü halde çocukla “kaliteli” birliktelik kuramayıp onu hırçınlaştıran ve duygu dünyasını tahrip eden annenin tutumuna benzer.

Ödev yapan yada ders çalışan çocuğunuzla aynı masada yer almayın. Sizden istemedikçe ona yardım etmeye çalışmayın. Sordukları hakkında ona yardım etmekle yetinin. Okuldan döner dönmez: “Okulun nasıl geçti?”, “Ne derler işlediniz?”, “Öğretmenle aran nasıldı?”, “Arkadaşlarınla hırlaşmadın değil mi?” gibi meraklarınızla onu asla boğmayın.

Bunun yerine: “Hoş geldin yavrum. Günün iyi geçti mi?” şeklinde kısacık bir ilginiz yeterli olur. Yani çocuk; başarısıyla değil kendisiyle ilgilendiğinizi bilmelidir. Notlarına değil, duygularına, hislerine ve ruhsal gelişimine önem vermeniz onu gereğince mutlu edecektir. Ayrıca onu ders ve ödev baskısından uzak farklı etkinliklerle meşgul etmeye çalışmanız nedeniyle güven duygusu gelişmiş olacaktır.

annenin-cocugunu-tanimasi-6.4

6.2. Duygusal Gelişim: 0-4 Yaş

Duygusal gelişim süreci açısından 0-4 yaş aralığı hayati öneme sahiptir. Özellikle, duygusal bağın güçlenmesi için 0-1 yaşla, kişilik ve karakter inşasının geliştiği 1-4 yaşlar, bir insanın ömründe sadece bir kez yaşadığı dönemdir. Bu nazik dönemde çocuk üzerinde oluşturulacak olumsuzluklar, koca bir ömür süresince onu terk etmeyecektir.

işte bu sebepten dolayı anne, çocuğun ruhunu yaralamadan, dönemi atlatmak zorundadır. Çünkü, çocuğun duygu dünyasında ve karakterinde meydana getirilecek zedelenmeler, tıpkı DNA etkisi gibi bir sonraki neslin yetişmesinde yeniden oluşacaktır.

Oluşturulan istenmeyen olumsuzlukların esas kaynağı “bilinçsiz” ebeveyn tutumudur. Annelerin çokbilmişliklerinden kaynaklanmaktadır. Çünkü onlar, “çocuk yetiştirmek” amacıyla yola çıkmışlardır. Niyet “yetiştirmek” olunca, hemen sorusu geliyor: Kime göre, hangi modele göre yetiştirmek? Çoğu defa hayallerindeki modeli baz alan ebeveyn, domino taşlarını devirerek işe başlamış demektir. Bu çabaları, çoğu defa hayatlarını zehir edene kadar sürer.

Halbuki çocuk bu dönemde, neyi öğreneceğine, nasıl öğreneceğine kendisi karar vermeye programlanmıştır. Yaratılış Pedagojisinin yaratılış sırrından elde ettiği bilgi bu yöndedir. Yaratan güç onu iyi ve kusursuz olarak dünyaya gönderdiğine göre, öğrenmesi gerekenlerin CD’sini de içine yüklemek durumundadır.

Bu nedenledir ki ebeveyn, çocuğun önünde set olmamalıdır. Onu gözlem altında tutarak, geniş bir alanda rahatlıkla seyir etmesini sağlamak ve ona, ileride öğreteceği trafik işaretlerini hatırlatmakla görevlidir.

6.2.1. Bırakın Yetişsinler

Ebeveyn, özellikle modele göre çocuk yetiştirmek çabasında olursa başarısı, şu fıkradaki gibi olacaktır: “Bir yarışma düşünün. Bu yarışmadaki oyuncular, dört dakika içinde bir kuyunun içinde bulunan altınları çıkartacaklar. Çıkarttıkları her bir altın da kendilerinin olacaktır. Yarışmacılar bu işi güzel bir şekilde başarırlarsa hayatlarının geri kalan kısmını bolluk ve ferah içinde geçirebileceklerdir. Dört dakikalık süreyi iyi değerlendiren yarışmacının, bir değil, birkaç tane araba, onlarca villa ve bankada tükenmek bilmeyen hesapları olacaktır. Ama bu süreyi iyi bir şekilde değerlendiremez, kuyudan yeteri kadar altın çıkartamazlarsa hayatlarının geri kalan kısmı yoksulluk ve ihtiyaç içinde geçireceklerdir.

Böylesi bir yarışma başladığında, kuyuya altın toplamak için inen bir yarışmacının yanına gelseniz ve onu oyalasanız, “Amanın sen ne kadar da güzel bir yarışmacısını” deseniz ya da “Gel bu kuyuya girme, sana daha güzel kuyular göstereyim, oraya götüreyim seni” deseniz ve yarışmacı götüreceğiniz kuyuda, oradaki kadar altınların olmadığını bilse sizin bu engellemeleriniz karşısında, -dört dakika içinde hayatının en önemli işini yapmaya çalışan- bu yarışmacının tavrı ne olur? Tabii ki size karşı hiç de nazik olmaz. Sizi aşmaya, sizden kurtulmaya ve size rağmen kuyuya girmeye çalışır.

Ancak siz yarışmacının o an yapmaya çalıştığı büyük çalışmayı fark etmez ve zor kullanarak; hatta yarışmacının beline sarılarak, ceketinden çekerek oradan uzaklaştırmaya çalışsanız, “illa seni başka yerlere götüreyim, oralarda daha güzel şeyler var” diyerek kuyuya girmesine engel olmaya kalksanız ne olur? Yarışmacı ile ciddi problemler yaşarsınız değil mi?

Galiba böylesi önemli bir işle meşgul olan yarışmacı, kendisini engelleyici tavırlar sergileyen bu kişiye karşı öfke nöbetlerine girerek karşı koymaya ve çıldırmaya başlar”[23] Çocuğun yarışmacı rolünde olduğu fıkradaki dört dakikalık süre, değindiğimiz gibi, insan ömründeki en seçkin olan dört yılı temsil etmektedir. Söz konusu olan dört yıl içinde çocuk, kendisine gerekli olan bilgilere ve tecrübelere sahip olarak, programlandığı hayatı, sonraki dönemlerde yaşayacaktır.

Bu evrede çocuğun karşı karşıya kaldığı diğer bir ‘engel’ türünü örneklemeye çalışalım: Tıpkı, örnekteki yarışmacının hedefine odaklanması gibi, kendi öğrenme sürecine kilitlenir. Annenin bu dönemde herhangi bir şey yapmasına gerek yoktur.

Annenin görevi, çocuğun ‘öğrenme’ isteğine zemin hazırlamak olmalıdır. Emekleme döneminde, evde ‘pire’ gibi pıtır pıtır bir oraya bir buraya yorulmadan, üşenmeden koşuşturan çocuk, annenin her yaptığını gözlem altına almaktadır.

Çocuk, kendi boyunun 6 katı büyüklüğünde dev gibi bir gardırobun önünde bulur kendini. Anne, evin duvarında bir kapı açmıştır. Oradan bir şeyler almış ve nasıl becerdiyse koskoca duvarı tekrar kapatmıştır. Bu, çocuk için yeni ve ‘olağanüstü’ bir olaydır: Nasıl olmuşsa olmuş anne, bir dokunuşta evin duvarında büyük bir kapı açmış, işi bitince onu kapatmış ve hiçbir şey olmamış gibi önünden geçerek uzaklaşmıştır.

Önceleri yerinde duran bir duvarda kapı nasıl açılmıştır? Duvarın içinde birçok giysi ne arıyor? Onlar neden orada duruyor? Bunların hepsini öğrenmek zorundadır. Bu yeni bilgi karşısında çocuk, kuyudan altın çıkartan yarışmacı gibi hedefe kilitlenmiştir. Kuyuya girip altını almak zorunda olan çocuk gibi, duvarı açmak, içine bakmak, oradakilerin ne olduğunu anlamak, orada nasıl asılı durduklarını öğrenmek zorundadır.

Hızla gardırobun kapağına yönelen çocuk, dolaba tutunarak kapının sapına uzanmaya çalışırken anne çocuğu kaptığı gibi yan tarafa koyar ve parmağını sopa gibi sallayarak ‘hayır’ ‘yapma’ der. Öğrenme sürecinin kesintiye uğramaması için bu olayı çözmek niyetinden vazgeçmez. Anneye yine yakalanır ve anne onu aldığı yeni oyuncaklarla tanıştırmak ister. Önceleri can attığı oyuncaklara yan bile bakmaz. Kaşla göz arasında yine dolabın önünde bulur kendini.

Ruhunu anlamaktan uzak olan annesinin başka oyunuyla karşılaşarak dolaptan tekrar uzaklaştırılır.

Çocuk, engellendikçe agresifleşir. Çocuk agresifleştikçe anne de sinirlenmeye başlar. Sinirlenen anne karşısında çocuk, büsbütün raydan çıkar. Bu olay çocuğun ruhunun mengenede sıkıştırılmasının adıdır. Çocuğun çektiği sıkıntıyı gözyaşlarıyla dile getirmesine aldırmayan annenin ‘zaferi'[ı] söz konusudur.

Bu dönemin özelliğini böylece açıklamaya çalıştıktan sonra şunu ifade etmekte yarar vardır. Çocuk için anne, bu dönemin vazgeçilmezidir. Anne, onun ihtiyaçlarını karşılamakla görevli bir kılavuzdur. Çocuğun öğrenme isteğinin önünde engel olmamalıdır.

Amacınız, çocuk terbiye etmek olmasın. Terbiyeli çocuk yetiştirmeyi hedefleyin.

annenin-cocugunu-tanimasi-6.56.2.1.1. Araştırmaların Düşündürdükleri

Dönemin vurgulanmasının önemi açısından, söylenenleri kuvvetlendirme adına diyoruz ki; “hayvanlar ve insanlar üzerinde yapılan çeşitli deneylerde, telkinin ve engellemelerin yeteneklere ket vurduğu, bir başka deyişle deneğin yapabileceği işleri yapamaz olduğu ortaya çıkarılmıştır.

Bildiğiniz gibi, büyük balıklar, küçük deniz hayvanlarını yiyerek beslenirler. “Araştırmacılar, bir havuza büyük bir balık ve küçük deniz hayvanlarını koyarlar. Büyük balık acıktıkça küçükleri yemeye başlar. Havuzu bir cam bölme ile ikiye ayırırlar. Büyük balığı bir tarafta, küçük deniz hayvanlarını diğer tarafta bırakırlar.

Bir süre sonra büyük balık acıkınca küçükleri yemek üzere harekete geçer. Ancak cam bölme diğer tarafa geçmesine izin vermez. Her denemesinde cam bölmeye çarparak başarısızlığa uğrar. Başarısızlığa rağmen 28 saat boyunca küçük deniz hayvanlarına ulaşma çabasını sürdürür. Sonunda karşı tarafa geçemeyeceğini öğrenir ve denemekten vazgeçer. Cam bölme kaldırıldığı halde yeni bir denemeye girişmez.

Araştırmacılar, benzer bir deneyi pireler üzerinde gerçekleştirirler. Pireler yüksek atlama yeteneğine sahip hayvanlardır. Birkaç pireyi küçük bir cam kavanoza koyup kapağını kapatırlar. Pireler her zıplamada kapağa çarpıp geri düşerler. Bir süre denedikten sonra daha yükseğe atlayamadıklarını öğrenirler ve denemekten vazgeçerler. Çünkü her seferinde kafaları kapağa çarpıp acımaktadır. Psikolojide buna “öğrenilmiş acizlik” diyoruz.

Çocuklar için de aynı kural geçerlidir. Doğuşta başarısızlık korkusu bilmezler. Söz dağarcıklarında “yapamam, beceremem” kelimeleri yoktur. Sınır tanımazlar, yanılsalar da beceremeseler de denemekten vazgeçmezler. Ümit ve enerji doludurlar. Yeteneklerini göstermek için var güçleriyle çalışırlar. Anne babadan ve çevreden destek gördükçe cesaretleri artar. Ancak her çocuk bu kadar şanslı değildir.

Bazı ailelerde çocukların neyi yapıp neyi yapamayacaklarına anne-babalar karar verir. “Koşma düzersinı Atlama bir yerini incitirsinı Bırak onu, sen taşıyamazsını Sobadan uzak dur, bir yerini yakarsını Bırak o kaşığı, ben sana yediririm. Sen daha küçüksün, bakkala gidemezsin.” Gibi negatif uyarılarla çocukların önüne setler konur. Çocuklar için anne baba dünyanın en bilgili ve en becerikli insanlarıdır. Çabaları devamlı engellenen bir çocuk şöyle düşünmeye başlar: “Annem babam her şeyi daha iyi bilir. ‘Yapamazsın’ dediğine göre, boşuna uğraşmayayım.” Bu sonuca ulaşan çocuk artık denemekten vazgeçer. işte bu öğrenilmiş acizliktir[24].” Halbuki ebeveynin ve özellikle annenin görevi çocuklarına acizlik öğretmek olmamalıdır. Onları cesaretlendirmek suretiyle, onlara yalnızca “mankenlik” yapmak doğal gelişmelerine katkı sağlayan önemli bir çabadır.

Anne-babası tarafından saygı duyulmayan çocuklar, arkadaş ve okul ortamında geçimsiz ve uyumsuz olurlar.

• Vücutları aşırı stres hormonu üretir.
• Sık sık hastalanırlar
• Davranış sorunları yaşarlar.

6.2.2. Duygusal Rehberlik

Tanım olarak duygusal zeka; insanın kendisine ait duyguları anlaması ve karşısındaki insanın duygularını anlayarak onlara anlam yüklemesidir. Kişi için duygusal zeka yaşamsal öneme sahiptir. Çünkü bu zeka sayesinde, sosyal hayatta kendisini geliştirir ve toplumda kendine ait bir konumu olmuş olur.

Duygusal zekası gelişen insan; birçok duygu türünü birbirinden ayırabilir ve bunlara neden olan olaylar arasında sebep sonuç bağlantısını kurabilir. Duygusal zeka sayesinde kişi:
• Kendi duygularını  değerlendirebilir.
• Duygularını düzene sokar. Böylece, beğenilen birçok davranış geliştirebilir.
• iletişim yoluyla ilişki kurduğu diğer insanların duygularını anlayabilir.
• Kendi hareketlerini ve tavırlarını, iletişimde bulunduğu diğer insanların duyguları paralelinde şekillendirebilir.

Böylece, duygusal zekanın genel bir tanımı gelişmiş olmaktadır: Birden fazla kaynak tarafından; kendi duygu durumu ile karşısındaki kişinin duygusal durumunun korelasyonu sayesinde, davranışın yönlendirilmesidir.

Duygusal rehberlik basamaklarına geçmezden önce şu tespiti canlı tutmakta yarar vardır:
• Birçok ebeveyn; çocuğuna karşı eleştirel tutum izlemektedir. Sürekli olarak onun eksik yanını öne çıkarmaktadır.
• Çocuğun öfkesine gülerek yada alay ederek karşılık vermektedir. Bu nedenle; ebeveynleri tarafından kendisine saygı duyulmayan çocukların dış dünyalarında, arkadaş ve okul ortamlarında geçimsizlik ve uyumsuzluk gösterdikleri görülmektedir. Böyle çocuklar:

> Sık sık hastalanırlar,
> Vücutları çok fazla stres hormonu üretir,
> Sürekli davranış sorunları yaşarlar.

Konu ile ilgili ebeveynlerin sıkça yaptıkları hatalara gelince:
• Çocuğun en basit yanlışını dahi düzeltme titizliği  gösterirler.
• Yanlışlarına gülerek alaylı karşılık verirler.
• Onun rahatlıkla yapabileceği işi için hemen müdahil olup onu desteklerler. Bu şekilde; çocukta “özgüven” oluşumunu, farkında olmadan engellemiş olurlar.
•    Kimi zaman da; hem aile içinde, hem de misafirlerin yada tanıdık aile dostları arasında çocuklarını tanıştırırken: Uğur, çok hareketli ve hiperaktiftir. Çiğdem, sakin ve içe kapanıktır. Bülent; oldukça tembeldir, iteklemeden ders çalışma huyu yoktur.

Bunların sakıncası şudur:
Çocuklar; anne babaları tarafında nasıl tanımlanıyorlarsa, kendilerini öyle kabul ederler. Sonuçta, söz konusu tanımlamalara göre davranış geliştirirler.

Yaş dönemlerine göre değişik ihtiyaçları olan çocuklar, sürekli bir değişim içindedirler. Buna bağlı olarak anne-babalar da kendileri açısından sürekli bir değişimle iç içe olurlar. Çocukların söz konusu değişim dönemleri ve yapılması gerekenler şöyle sıralanabilir:

annenin-cocugunu-tanimasi-6.66.2.2.1. 0-4 Ay Arası Duygusal Rehberlik

Bu aşamanın ve bundan sonra ele alınacak duygusal gelişim aşamalarının kolay anlaşılması ve akılda rahatlıkla yer edebilmesi adına, kısa kısa, maddeler şeklinde açıklamaya çalışacağız:

• Bebeğin anneyle duygusal ilişkisi, anne karnında “cenin” halindeyken başlar. Daha önce de kısmen değindiğimiz gibi; hamilelikte annenin sevinçleri, üzüntüleri, sigara, alkol, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıkları, cenin tarafından açıkça algılanmakta, hissedilmektedir.
• Babayla duygusal ilişki ise, 4 yaşından itibaren “kayda değer” şeklide gelişmeye başlar.
• Doğum sonrasında ebeveyn; bebeğin dikkatini çekmek için komik de olsalar, yüz hareketleriyle, mimikleriyle ve hareketleriyle çocuğa sevgi gösterisinde bulunarak onun dikkatini çekmekteler. Böylece; anne- baba çocuk arasında ilk duygusal ilişki başlamıştır.
• Şayet anne, 2-3 aylık çocuğun karşısında hiçbir tepki göstermeden, donuk ve sabit, resmi ve ciddi ifadeler sergileyen siluetiyle hizmet etse veya bir süre öyle dursa; bebek, bu tepkisiz yetişkini harekete geçirmek için iletişim kurma davranışları gösterir. Araştırmalar, bu durumdaki bebeklerin en az dört ayrı yüz ifadesi geliştirdiklerini ortaya koymuştur.
• Başka bir araştırmada; annelerin bebekleri karşısında depresif ve özgün olmaları istenmiştir. Bu durumda, depresif annelerin bebeklerinin; çekingen ve olumsuz duygular sergiledikleri gözlenmiştir. Böylece, 2-3 aylık bebeklerin anne ilgisi beklentisi içinde oldukları görülmüştür.
• Depresyon durumu aylarca süren annelerin çocuklarının, annelerinin mutsuz hallerini aldıkları, gergin ve agresif oldukları görülmüştür.
• Bebeklerin anne-baba iletişimlerinin başarısız sonuçlanmasıyla dışarı verecekleri ilk tepkileri ağlamaktır. Bazen gürültülü ve kalabalık ortamlarda bu duruma rastlanmaktadır.
• Bebeğin yegane duygusal rehberi olan anne- babalar, çocuğun değişen duygu durumlarını hemen fark etmeleri ve ona duygusal rehberlik yapmaları gerekir. Böylece bebeğe, yaşadıkları olumsuzlukların kısa süreceğini ve geçici olduğunu hissettirmelidir.

annenin-cocugunu-tanimasi-6.7

6.2.2.2. 6-8 Ay Arası Duygusal Rehberlik

• Bu dönemin çocukları, etrafı keşfetmeye başlamıştır.
• Kızgınlıklarını, mutsuzluklarını etrafındakilerle
paylaşmanın farklı yollarını geliştirmiş olurlar.
• Yüzüne bakmadığı eşya ve insanı aklında tutabilir. Halbuki 6 ay öncesinde; insanlar ve nesneler, sadece gördükleriyle sınırlıdır. Görünmeyen insan “yok” hükmündedir. Bu yüzdeni annenin görüş açısından kaybolması durumunda ortalığı ayağa kaldırırlar.
• Oyuncakla ilgilenirken, sevincini annesine bakarak paylaşmak ister. Bu davet asla geri çevrilmemelidir.
• 8. ayla birlikte emeklemeye ve etrafı keşfetme
çabaları yoğundur.
• Yabancılardan çekinme ve korkma başlamıştır. Önceleri herkese gülücükler savuran ve herkese ilgi duyan çocuk; kendisinin sadece annesinin yanında ve  onun  kolları  arasında  güvende  hisseder.
• Ebeveynin ve etrafındakilerin konuşmalarından duyduğu bazı kelimeleri anlamaya başlar. Yeni bir durumla karşılaştığında hemen annesine bakar. Örneğin; makasa uzandığında anne: “Dokunma”, “Hayır” gibi kısacık ifade kullanmalıdır. Çocuk bunları hemen anlar ve geri çekilir. Ancak anne bunu yaparken; kelimeleri, ses tonu ve yüz ifadesiyle pekiştirmelidir.
• Annesinin gülümseyen yüzü karşısında kendini “güvende” hisseder. Psikolojide buna “sosyal frekans alma” denir ki, çocukla anne-baba arasında duygusal bir bağ kurulduğu anlamındadır.
• Bu şekilde çocuk; henüz erken döneminde, ebeveyninin:

> Ses tonunu,
> Yüz ifadesini,
> Beden dilini, okumaya başlar.

• Bu durumda anne-baba; bebeğin duygularını ona “yansıtmalı”dır. Gülüyorsa, gülümseyerek; ağlıyorsa, üzgünleşerek ve sözel destekle geri bildirimde bulunmalıdır.

6.2.2.3. 9-12 Ay Arası Duygusal Rehberlik

• Duygularını başkalarıyla paylaşmaya başlamış olmalıdır. Örneğin; kolu, bacağı kopmuş bebeğini size gösterince; “Bebeğin kırılmış. Üzgün olmalısın” demelisiniz. Böylece, duygularının sizin tarafından paylaşıldığını anlayacak ve rahatlayacaktır.
• Halbuki bir önceki gelişme basamağında, sizin geri bildirimlerinizin, kendi duygularıyla örtüştüğünü fark edemiyordu. Şimdi; bu yeni dönemde, sizinle çift taraflı iletişime hazır olduğu anlaşılmaktadır.
• insanlar ve nesneler ona görünmeseler bile, onların var olduğunun bilincindedir. Örneğin: Yatağının altına kaçan oyuncağını görmese bile onun orada var olduğundan emindir ve fazla tedirginlik göstermez.
• Annesini o an görmese bile, buralarda bir yerde ve çok yakınında olduğunun bilincindedir. Bu durumdaki çocuğun; annenin etrafa dağılmış oyuncakları kutuya doldurmasıyla; onları tekrar dağıtması gecikmez.
• Ebeveyninin bir yerlere kaybolmasında görüş alanında olmasalar bile evin içinde olduklarını bilir. Ceketinizi giyip kapıya yaklaştığınızda çığlığı basar. Gittiğiniz ve tekrar geleceğinizi bilir fakat “zaman” kavramı henüz gelişmediğinden süreyi kestiremez. Bu yüzden huzursuzlanır.
Bu yaş döneminde: Çocuktan ayrılırken onunla, büyük insan gibi konuşun ve döneceğinizi, endişelenmemesi gerektiğini ona söyleyin. Özellikle işe giden çalışan anneler çocuklarından, törenle, öpücükle, el sallama şeklinde göstere göstere ayrılmalıdır. Ani ve habersiz gidişleri çocuğu büyük endişeye sevk eder. Hatta öyle ki; ayrılırken yüzünüzdeki endişe ve sıkıntıları yok etmeye çalışın. içiniz kan ağlasa bile hissettirmeden ayrılın. Çünkü; gidiş, ayrılış anındaki mimiklerinizle baş başa kalacak ve siz gelene kadar o duygularla birlikte olacaktır.

6.2.2.4. 1-3 Yaş Arası Duygusal Rehberlik

• Hareketli bir dönemdir.
• Kendisini fark etmeye, tanımaya ve özerk oluşunu hissetmeye başlamıştır.
• Sözlerinize itirazlar başlar.
• Kendi isteklerinde direnme dönemidir.
• Kulağınızda sıklıkla yer eden sözleri: “Hayır”, “Benim”, “Ben yapmadım”dır.
• Kendi dışındaki çocuklara karşı ilgileri artmaya başlar. Erkekler erkeklerle; kızlar kızlarla ilgilenir. Ancak, henüz sosyalleşme dönemine [4-7 yaş] girmedikleri için, benmerkezcidirler. Paylaşma duyguları gelişmemiştir. Bu nedenle, birlikte oyun oynamayı beceremezler. Aralarında sık sık kavgalar çıkar. Çünkü; “mülkiyet” kavramına ilgileri henüz gelişmediğinden ortaklaşa ilgi alanları paylaşımında başarısızdırlar.
• Çocuklar için mülkiyet kavramına gelince:

> Bir şeyi görüyorsam, o benimdir.
> Senin olan şeyi istiyorum, o da benimdir.
> Benim olan şey; sonsuza kadar benimdir.

• Annenin arkadaşı çocuk ziyaretine gelecekse, misafirler gelmezden önce, ortak oyun eşyalarını, çocuğunuzla birlikte tespit edin, diğerlerini, yine birlikte kaldırın.

Günümüzdeki anneliğin babalığın zorluğu; çocukların fıtratlarının değiştirilmeye çalışılmasından  kaynaklanmaktadır.

annenin-cocugunu-tanimasi-6.86.2.2.5. 4-7 Yaş Arası Duygusal Rehberlik

• Oldukça yeni şeyler öğrenmiştir. Yeni arkadaşları vardır. Değişik yerlerde onlarla birlikte zaman geçirir.
• Onca yeni çevre ile birlikte, ortak yaşam olanlarına “okul”da girmektedir.
• Yaşıtlarıyla bilgi alışverişi içine girerler, Kendilerini açıkça ifade edebilirler.
• Konuşma ve oyun sırasına özen gösterirler. Paylaşmayı ve çatışma çözmeyi, birbirlerine karşı anlayışlı  olmayı  öğrenirler.
• Bazı isteklerini ötelemeye alışmış olmalıdır.
• Aileler, çocuklarını birlikte olmaya alıştırmalı ve onları bu konu için teşvik etmelidir. Ancak bunu yaparken şunu bilmeliler ki; bu yaş dönemi çocukları “ikili” arkadaşlıklardan hoşlanırlar onları, grup ortamına teşvik etmek yersizdir.
• Ailelerin bu çağdaki çocuklar hakkındaki kazançları şunlardır:

> Oyun sırasında, onların birçok bilinmezliklerini elde ederler.
> Sevgileri, korkuları, nefretleri, istekleri konusundaki iç dünyalarının kapıları birebir oyunlarında yada arkadaşlarıyla olan oyunlarda ebeveyne açılmış olur.
> Bu yüzden, oyunlarını hafife almayın ve iyi bir gözlemci olun. Çocuğunuzun iç dünyasını keşfetmek için bu bir fırsattır.

Çocuğun 0-4 yaş dönemindeki “kesintisiz güç kaynağı” annesidir. Bu süre içinde annenin ev işlerini, baba üstlenmelidir.

6.3. Çocuk ile Anne Arasındaki Sır

Çocuk ile anne arasında kuvvetli bir bağ oluşmuştur. Bilinmeyen çözülemeyen “sır” gibi bir bağ. Gözle görünmeyen bu bağ sadece iki taraf arasında hissedilen bir sırdır. Karnı tok, altı temiz hiçbir fizyolojik rahatsızlığı olmadığı halde durmaksızın ağlayan bebek, sevgi ve şefkat abidesi anne tarafından kucağa alınınca susar. Bunu çözmek imkansızdır.

Annesi yanında olduğu zamanlar yaramazlık yapar, oynar, cıvıldaşır, neşe içinde coşar; annesi yanından ayrılınca bazen aniden durağanlaşır bazen ağlamaya başlar. Ağlaması da kaskatı kesilip tereddütlü bir hal ile durağanlaşması “anneyi kaybetme” korkusundandır.

Klima cihazının uzaktan kumanda aletini bilirsiniz. Klima ile ayni ortamda bulununca her türlü maharetini icra eder. Kumanda cihazı klimayı görmediği bir bölgeye götürdüğünüzde, odasını değiştirdiğinizde, mutfağa giderken yanınıza aldığınızda o da susar. Çalışmaz. Çünkü klima ile kumanda aleti arasındaki enerji alışverişi sona ermiştir.

işte, anne ile bebek yada küçük çocuk arasında da böyle gizli bir enerji akışı vardır. Bilmediğimiz, görmediğimiz, ancak anne ile “Tanrı Misafiri”ni izlerken şahit olduğumuz mükemmel bir sinyal alışverişidir bu. Minnacık cüssesinde böyle bir mucize gizleyen çocuk ile, kendisi sanki bir “mucize” olan anne, kimseye çaktırmadan güzel güzel anlaşabilmektedirler.

Araya engeller girmesi halinde çocukta korku ve panik hali başlar. Bu engeller iki nedenle oluşmaktadır:

1- Annenin, çocukla arasındaki bu enerji alışverişinden habersiz oluşu. Biz buna “bilinçsiz” anne tipi diyoruz. Anne bunu birçok sebepten yapabilir. Çok sevdiği komşusu oturmaya gelmiştir. O an televizyonda, aşinası olduğu pembe dizi başlamıştır. Yada mutfakta kendine ziyafet hazırlamak istemiştir.
Buna benzer dürtüler, nedenler; bazı annelerde çocukla arasında engellerin oluşmasına yol açar. Ağlarsa ağlasın susar, düşüncesiyle zevklerinden taviz vermek istemezler.

2- Anne yanlış pedagojik bilgilerin sahibidir. 0-4 yaş arasındaki çocuğun odasını ayırmıştır. Veya ağlamasının ona yararı olduğu düşünmektedir. Yahut, 2 yaşından önce emzirmeyi bırakmıştır.

Halbuki 0-4 yaş arası çocuklar, anneden doyasıya sevgi almazlarsa, şefkatli davranışlar görmezlerse, sürekli olarak anneden aynı kalma korkusu, tedirginliği yaşarlarsa, duygu dünyaları parçalanır. Zihin gelişimi sekteye uğrar, lisan gelişimi oluşmaz, içine kapanırlar.

Buna benzer “anksiyete” -derin tedirginlik- yaşayan çocuklarda çok değişik davranış bozuklukları gelişir: Hırçınlaşma, öfkelenme, aşırı terleme, kabızlık gibi sorunlarla artık ebeveyn uğraşır durur. O doktor senin, bu hastane benim. ilaçlar, sorunlar. Al sana dert topu gibi bir evlat. işte buna benzer durumların ortaya çıkardığı ve ebeveyne “görün” dediği bir eksikliği göstermeye çalışıyor, anne bağı.

Anne-baba tarafından ısrarla “görülmek” istemeyen söz konusu “bağın” yokluğu çocukta bir ömür boyu sürecek yara-bere izleri oluşturacaktır.

Bu bağın gerçekleşmesinde rol alan beyindeki olağanüstü mekanizmaların keşfedilmesi ile birlikte, çocuk-anne bağının somut varlığı tartışmasız kabul edilir. Bu beyinsel yapıların keşfinden yıllar önce, bebek ile annesi arasında kurulan bu ilişkinin yetişkin davranışlarına olan etkisinden söz eden Bowlby ve Ainsworth’ün isimleri, Himalayalar’da iki tepeye verilmiştir. Bu çok özel beyin yapıları yaşamın ilk üç yılında kurgulanır. Etkileri ise, yaşam boyu sürer. Bir başka deyişle, yaşamın ilk üç yılında gerçekleşen anneye bağlanma sürecindeki herhangi bir olumsuzluk, bireyin davranışlarını yaşam boyu olumsuz olarak etkilemeye devam eder.

annenin-cocugunu-tanimasi-6.96.3.1. Endişeye Gerek Yok

Çocuğun “iyi” bir karaktere sahip olabilmesi, ancak sükünet ortamıyla sağlanabilir. Böyle bir ortamın tesis edilmesi iki şeyle mümkündür. Biri, dış dünyaya yansıttığı özelliğinin “itirazsız” kabul edilmesi; diğeri de bir sonraki gelişme döneminde, ömrü süresince yanından ayıramayacağı “karakter”inin oluşmasına fırsat sağlamak için, “duygu”larının örselenmemesidir. Darbe almamış, yıpratılıp harap edilmemiş duygu dünyası ile çocuk, kendine ait geleceğini kendisi inşa edecektir.

Anneler;
izzetli ve onurlu evlôtlar yetiştirebilmeleri için: Çocuklarını “kendi malı” gibi görmemelidir. Çocuklarına “baskı ve sömürü” uygulamamalıdır.
Fiziksel ve ruhsal şiddet uygulamaktan şiddetle kaçınmalıdır.

Halbuki birçok ebeveyn; ileride kötü insan olmasın, anne-baba sözünden çıkmasın, itaatkar, uslu ve namuslu biri olsun; çirkin işlere meyletmesin, kötü arkadaş edinmesin gibi kurgusal gerekçelerle çocuklarını küçük yaştan itibaren “ezmeyi” maharet sayar. Bilmiyorlar ki, ruhun ASlA kaldıramayacağı yükün adı “Eziyet”tir. insan, doğası gereği, ruhunu ezdirmemek için bütün gücünü kullanır.

Çocuk, anlaşılmak, bilinmek, keşfedilmek ister. “Çocuğun içsel dinamikleri bilindiğinde, onunla iletişim kolaylaşır. Bunun için süreye değil, doğru yaklaşıma gerek vardır. Kısacası, tüm gün beraber olan değil, onu anlayan etkili olur.

Öte yandan, nedenleri soyut olan huysuzluk, huzursuzluk, hırçınlık, kimliğin bir parçası gibi algılanır ve sadece tarif edilir. Bu davranışların içsel bazı sıkıntıların belirtileri olabileceği düşünülemez, dolayısı ile çare aranmaz. Ya “çocuktur ne yapsa yeridir” ve “büyüyünce geçer” diye üzerinde durulmaz, yada bu davranışların sebepleri gözardı edilerek davranışın kendisi ortadan kaldırılmaya çalışılır.

istenmeyen davranışın kendisini ortadan kaldırmak için başvurulan çare genellikle ceza olur ve zaten sıkıntıda olan çocuk, bir de cezalandırılırsa, hırçınlığı katlanarak artar[26].” Anlaşıldığını, bilindiğini, kendisinin “insan” yerine koyulduğunu hisseden çocuk, bütün iç dünyasını ana-babasına açacaktır. işte bundan sonra ebeveynin işi kolaylaşacaktır. Çünkü artık çocuk ne yapmak istediğini, ne olmak istediğini, kısaca içini ortaya dökecektir.

6.3.2. Anne Anksiyetesi

Anksiyete, kuvvetli endişe hissinden kaynaklanan “derin korku” halidir. Çocuğun annesi adına hissettiği bu duygu, anne için de geçerlidir. Yavrusunun çeşitli nedenlerden ötürü kendisinden uzaklaştırılacağı endişesi yada canından can kattığı çocuğunu hastalık gibi farklı sebeplerden ötürü yitirme korkusu yaşayan annenin içinde bulunduğu ruh halidir anksiyete.

Anne de tıpkı çocuk gibi ayni endişeyi yaşayabilmektedir. Aile içi geçimsizliğin tavan yaptığı durumlarda ekseriyetle yaşanan bu korku ve endişe hali, tedirginliğin temelini oluşturmaktadır. Diğer taraftan; annenin acemiliğinden, tecrübesizliğinden, yaşı küçük oluşundan dolayı yaptığı veya işlediği “zannedilen” kimi “stratejik” yanlışlıkları ona yavrusundan uzaklaştırılma korkusu yaşatabilir. Bana benzer durumlar daha çok gelenek ve görenekler öncülüğünde kurulan ve yönetilen aile tiplerinde görülmektedir.

“Çocuğun anneden ayrılması halinde, çocuğun hissettiği ayrılma anksiyetisi yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkarken; annenin çocuğundan ayrılması halinde, annede ortaya çıktığı öne sürülen kaybetme anksiyetesinin, yaşam boyu sürdüğü öne sürülebilir.

Anksiyete; öz varlığa karşı bir tehlike sinyalinin içsel algısıdır. Ölüm, yani yok olma duygusuna eşdeğer ağırlıktadır. Korkudan farkı, tehlikenin çevresel olmayıp, içsel olması, yani sezgiselliğidir. Tehlike sinyalini sadece onu hisseden birey algılar, diğerleri değil. O nedenle, anksiyetede gerçekçilik aranmaz. Sorgulanmadan, varlığının kabulü gerekir[27].” Annenin, içinde yaşadığı aile büyükleri ve tabii ki en başta eşi, anneyi etkileyecek bir karar vermek durumuyla karşı karşıya geldiklerinde, soğukkanlı olması ve aceleci davranmaması, iki insanın yaşamı adına son derece önemlidir.

Çocuğun duygusal gelişimi ile anne bağlantısı hakkında dikkatimizi çeken bir konu daha vardır. Yaşamın ilk üç yılı, beyinde yeni sinaps oluşma hızının saniyede otuz milyon [30.000.000] olduğu bir dönemdir. Bu dönemin en belirgin özelliği olan anneye bağlanma, yetişkin mantığı ile “anneye bağımlılık, kişiliğin anneden kopamayacağı” biçiminde yorumlanabilir.

0-4 yaş arası anneye bağlılık, çocukta gelişecek güven duygusuyla zihinsel gelişim açısından zaruridir. Öteyandan, lisan gelişiminin başlangıcı olan 3 – 3,5 yaş aralığı da bu evre içindedir. Ayrıca çocuk, kimliğine “başkalarına güven duyabilme” özelliğini yerleştirir. Dönem içinde anneye bağlılıktaki eksiklikler de, bazı objelere yönelerek giderilir.

ilgili yöneliş, anneyle özdeşleştirilen nesnelere olur. Böylece çocukta, kimi nesnelere karşı opsesyon gelişir. Çocuktaki, anneyi çağrıştıran objesel takıntılar, genellikle tülbent gibi anneye ait materyallerden oluşur. Kimi zaman da, hiç önermediğimiz emzik çeşitleri kullanılır. Yetişkinler, özdeşim nesnelerinin çocuktaki kabullenişlerini çoğunlukla yorumlayamazlar.

Anne, çocuğun emme refleksini sindiren ve ona sarılarak anne hasretini gideren tülbent, kırlent, yastık gibi objelerin temiz olmasına özen göstermek ister. ilgili materyaller, özenle yıkandıktan sonra ise çocuk, annenin kokusunun kalmadığı bu nesneleri reddeder. Dolayısıyla anne, çocuğunun annesiyle bir objeyi özdeşleştirmesini içine sindiremez. Yani onun herhangi bir nesneyi değil, bir başka insanı bile paylaşması anneyi ruhen çökertir. O yüzden, anne ile çocuk arasındaki bu “sır” bağın herkes tarafından anlaşılması ve iyi yorumlanması gerekmektedir.

6.4. Çocuğun Kritik Dönemleri

Hiç düşündünüz mü bilmem şayet “Allah çocuğu tamamen anne-babaların iradesine teslim edecek olsaydı çocuklar, bir yaşına kadar dahi yaşayamaz, anne-babalarının kurbanı olurlardı. Düşünün lütfen, hangi anne yeni doğan bebeğine süt emmeyi öğretmiştir? Yada sütün anne göğsünde olduğunu haber vermiştir? Doğumun hemen ardından bebeğin annesinin göğsünü tutma gayreti, çocuğun ‘bir iç kılavuzunun’ olduğunun işaretidir.

insan, dünyaya gelişinden ölümüne kadar, ona eşlik edecek ve rehberlik yapacak ‘iç gösterge’ ile donatılmıştır. Bu sayede, yaşamındaki riskleri azaltır ve dünyaya geliş amacını gerçekleştirir. Sözkonusu kılavuzun amacı, çocuğun ilk dönemlerinde onu, anne-baba bilinçsizliğine terk etmemektir. Bu sayede çocuğun iç dinamiklerinin yerli yerine monte edilmesi sağlanmış olmaktadır. Yaşamsal önemi olan ilgili dinemikler sayesinde çocuk, fizyolojik ve ruhsal ihtiyaçlarını karşılar.

Çocukların “sır” gibi sakladıkları iç dünyaları vardır. Anne babaları da olsa, onlara güveni tam olmayınca sırrını göstermez. Ebeveynin; çocuğun bu “gizli”sini öğrenebilmeleri, onu çözebilmeleri için onu adam etmeye çalışmadan, anlamaya gayret göstermeleri gerekir. Çocukların, duygusal anlamdaki kritik dönemlerinin bilinmesinde bu anlamda büyük yarar vardır.

Hiç şüphe yok ki; çocuk dünyasının anne-babada soru işaretleri oluşturan belli gelişim dönemleri vardır. Bunlar, gelişme dönemleri içinde ayrıca dikkat edilmesi gereken “Kritik Eşik”lerdir. Yaş aralıkları ve özellikleriyle anne-babalara yol göstericidirler.

6.4.1. Birinci Kritik Duygusal Dönem: 1 Yaş

Yürüme ve konuşma yeteneği kazanılan dönemdir. Dönemlerin kolayca anlaşılmasını sağlamak amacıyla maddeler şeklinde açıklanmasının yararlı olacağını düşüyoruz:
• inatçı tutumlar takınmaktan hoşlanır.
• Ana-babasının söylediklerinin tersini yapmaktan zevk alır.
• içinde, kurallara karşı bir tepki gelişir.
• “Yapma” uyarısına aldırmamak hoşuna gider.
• isyankar tavırlarındaki amaç ebeveyni çileden çıkarmak asla değildir. Bu tavrı kurallar konusunda ana-babanın ciddiyetini ve kararlılığını ölçmektir. Birkaç deneme sonunda aynı kararlılıkla karşılaşırsa inadından vazgeçer.
• “Haz” ilkesine göre hareket ettiği için egosantrik yani, benmerkezcidir. Herkesin ona hizmet etmesini bekler. Her talebinin karşılanmasını ister. “Yok”tan anlamadığı için isteğinin geri çevrilmesinden rahatsız olur.
• Çocuğun istediği nesne veya şey; zararsız, mantıklı ve gerekli ise, ana-baba onu yerine getirmek durumunda olmalıdır.
• Çocuğun her davranışının yada isteğinin mükemmel olması beklenmemelidir. Bazı önemsiz yanlışları görmezden gelinmelidir. Deneme-yanılma yapmasına izin verilmeli ve başardıkları övülmeli, başaramadıkları hakkında ise ona cesaret verilmelidir.
• Övme işlemi, ona maddi hediye alma ile pekiştirilmemelidir. Ayrıca, övgüde aşırıya kaçmamalıdır. Örneğin: küçük bir “aferin”, hafif bir “gülümseme”, basit bir memnuniyet davranışınız ona cesaret vermeye yeterlidir.
• istediği şey bazen alınması imkansız olan bir nesne olduğu gibi bazen de bulunması mümkün olmayan gecenin saat 1’i de olabilir.
• Bazı ebeveyn; çocuğum yokluk içinde büyümesin, bizim çektiklerimizi çekmesin, düşüncesine sahiptir. Her istediğini, uygun olsun olmasın, ihtiyaç olsun olmasın yerine getirir. Her yaramazlıklarına boyun eğer. Böylece, farkında olmadan; kural tanımayan, şımarık ve zorba bir çocuk yetiştirirler. Bu şekilde yetiştirilen çocukların, dini duyguları ve dini yaşantıları şimdiden yaralanmış olmaktadır. Çünkü, dini yaşam ileride kendisine bir takım kurallar öngörecektir.

6.4.2 ikinci Kritik Duygusal Dönem: 2,5 Yaş

Çocuğun bedeninin, yani fizyolojik yapısının HiZli bir gelişme gösterdiği dönemdir. Bu dönemde; sinir sistemi, kas ve kemik yapısı büyür ve ani gelişme gösterdiği için çocuk, yaşına uygun hareket etmekte zorlanmaktadır.
• Dengesiz, kararsız ve her şeye HAYiR der.
• isyancı bir kişilik sergiler.
• Bir taraftan da “psikolojik bağımsızlık” kazanma çabası içinde olur.
• Yardım almaktan hoşlanmaz. Her şeyi tek başına yapmak ister. Öte yandan, ana-babasına ihtiyacı olduğunun da farkındadır.
• Farklı kutuplar arasında gider gelir. Aşırı hareketlilikten durağanlığa, çalışkanlıktan tembelliğe, ataklıktan utangaçlığa, sahiplenme duygusundan savurganlığa, inatçılıktan uysallığa, açlık çığlıklarından iştahsızlığa kadar varan dengesizlikler gösterir.
• 1 yıldan uzun sürmeyecek olan bu tablo karşısında anne-babalar, soğukkanlı olmalıdır. Sabırlı olmalı ve çocuktan sevgi ve şefkati eksik etmemelidir.

6.4.3. Ücüncü Kritik Duygusal Dönem: 4 Yaş

Çocuk gelişiminde ilk 5 yıl, denge ve dengesizliklerin art arda geldiği yıllardır 4 yaşındaki çocuk:
• 3 yaşındaki o uyumlu, geçimli kişiliğini terk eder
• Yeniden dengesizlik ve uyumsuzluk içine girer.
• Her yönüyle aşırlığın içinde bulunur. Ölçüyü kaçırma, tadında bırakmama; en belirgin özelliğidir.
• Kendi başına buyruktur. Kafasının estiği gibi hareket eder. Sağda solda dolaşan, çok konuşan, durmadan soru soran; buna rağmen cevabını bile dinlemeye tahammülü olmayan, başladığı işi yarım bırakan, adeta maymun iştahlı bir çocuk olmuştur.
• 2,5 yaş çocuğu kadar inatçı değildir.
• Oturmaktan, beklemekten hoşlanmaz.
• Bedensel ve zihinsel etkinlik ihtiyacı, tüm davranışlarına yansır.
• Tam olarak ne istediğini bilmez.
• Sık sık karar değiştirir, bir işten diğerine atlar.
• Ebeveynin, isteklerinin tersini yapmasının nedeni: “Bağımsız” bir kişilik geliştirme çabasıdır.
• Arkadaşlık yapmasını, arkadaşlarının olmasını ister, grup oyunlarına katılır. Buna rağmen, kalabalıktan sıkılma özelliği taşıdığı için, arkadaşlarıyla kolayca ve sıkça bozuşabilir.
• Başkalarının duygu ve isteklerini hiçe sayar; aklına geleni yapar, içinden geleni söyler.
Bu dönemde anne-babalar, bir önceki dönemin önerileriyle hareket etmelidir. Çocuklara yüklenmek, onlarla zıtlaşmak ana-babaya ve çocuğa hiçbir olumlu katkı sağlamayacaktır.

annenin-cocugunu-tanimasi-6.10

6.4.4. Dördünü Kritik Duygusal Dönem: 6 Yaş

Olumsuz ve inatçı davranışlarıyla, sanki 2,5 yaş çocuğu geri gelmiştir. Halbuki çocuk 5 yaşındayken uyumlu, olumlu ve uzlaşmacı bir dönem geçirmiştir. Anne-babalar bu denli büyük bir değişimi anlamakta zorlanırlar: “Bu çocuğa ne oldu?”, “Birdenbire huyu değişti” gibi yakınmalar sıkça duyulur.

• 6 yaş çocuğu “değişme” dönemini yaşamaktadır.
• Tembel ve kararsız bir görünüm arz eder.
• Ne olmak, ne yapmak istediğine karar vermekte zorlanır.
• Gerek anne-babasıyla, gerekse arkadaşlarıyla arasında aşağıdaki “Gel-Git”ler yaşanır:

> Bazen uyumlu, bazen uyumsuz olur.
> Bir gün geçimli, bir gün geçimsizdir.
> Kimi zaman olumlu, kimi zaman olumsuzdur. Az önce annesini sevdiğini söylüyorken, çok   basit bir nedenden dolayı, ondan nefret ettiğini yüzüne
karşı haykırır.

• Bu psikolojik zorlu dönemde, fizyolojik açıdan da bazı değişiklikler yaşanır: Süt dişleri dökülür, ilk azı dişi çıkmaya başlar, kulak, burun, boğaz hastalıklarına ve özellikle orta kulak iltihabına sıkça rastlanır.
• 6 yaşın sonunda okula başlayınca, “sosyalleşme” becerisi gelişmeye başlar.
• Anne-baba dışında değer vereceği ilk yetişkinle tanışır: Öğretmeni.
Böylece; 7 yaşından itibaren aileye bağımlılığı azalmış, yerini sosyalleşme ve özerklik almıştır.

annenin-cocugunu-tanimasi-6.116.5. Çocuk Çocuktur

Elektronik ortamda bana yöneltilen soruların ve dostlarımın teşvikiyle yazmaya karar verdiğim Yaratılış Pedagojisi serisi için beni en çok etkileyen ve birçoğu ayni anlamdaki sorulardan biri şöyleydi: “Eşim ve ben üniversite öğrenimi görmüş eğitimli kişileriz. ikimiz de çocuklarımıza karşı anlayışlı olduk. Çocuk terbiyesi konusunda çok hassas hareket ettik. Büyük oğlumuz 13 yaşında, küçüğü 7 yaşında. Küçüğü ile epey sorunlar yaşadık yetiştirme dönemlerinde. Ancak büyük oğlumuzla düne kadar en ufak bir sorun yaşamadık.
lise 2’ye giden büyük oğlumun bize söylediği isyankar bir söz, eşimle beni çok incitti: “Bana çocukluğumu yaşatmadınız. ikinizi de affetmeyeceğim” şeklindeki haykırışını hala unutamıyoruz. Acaba bir hata mı yaptık?”

Çocuk üzerinde “etkili” olan, onu “anlayan”; tüm gününü çocukla birlikte geçiren değil, onunla “sağlıklı” iletişim kuran ve kaliteli birliktelik geçirendir.

Ailece tanıştığımız soru sahibi sevgili dostum: Bir değil ama birçok hata yaptığınız ortada. Siz, duygularını bastırarak, kişiliğini ezerek çocuk büyütmüşsünüz. Bir çoğumuz, çocuk yetiştirmek deyince akıllı-uslu, yaramazlık yapmayan, efendi efendi oturup kalkan, şımarık hareketleri olmayan, bağırıp çağırmayan bir çocuk modeli tasarlıyoruz. Doğru ya “terbiye” deyince akla başka hususlar gelmiyor.

Unuttuğunuz yada es geçtiğiniz küçücük bir nüans sizin başınızı derde sokmuş anlaşılan: Çocuk terbiye etmeye çalışmayın, terbiyeli çocuk yetiştirin. ikisinin  arasında  oldukça  önemli  fark  vardır.

“Terbiye etmeye çalışmak” sözünde bir zorlama seziyor musunuz? Üzerinde yoğunlaşılmış bir amaç var sanki. Elinizde yamuk yada yanlış bir malzeme varmış da siz onu düzeltmekle meşgulsünüz. Size o çocuk malzemesini veren Allah acaba neyi eksik bırakmış olabilir?

“Terbiyeli çocuk yetiştirmek” ifadesinde ise zorlama görünmüyor değil mi? Elinizdeki malzemeyi ilkin seyrettiniz, gözlemlediniz. Onun nasıl bir yapıda olduğunu anlayama çalıştınız. Onu keşfettiniz. Sonuçta ondan imal edilecek ürünü hayal ettiniz. Söz konusu ürüne ait kurallar, ilkeler sıra sıra dizildi hafızanıza. Hiçbir güçlükle karşılaşmadınız. Çünkü önce elindeki malzemeyi uzun uzun inceleyip bir imaj oluştu kafanızda. Sonra, oluşturulacak kurallar kendini gösterdi. Bu ikisini buluşturdunuz ve hedefinize ulaştınız, aziz dostum.

annenin-cocugunu-tanimasi-6.126.5.1. Çocuk Doğuştan Terbiyelidir, Onu Bozmayın

Çocuk terbiye etmeye çalışılmaz. Çünkü o, doğuştan terbiyelidir. Onun üzerinde yapacağınız her zorlama, her baskı ve her uygulama onu sadece “terbiyesiz” hale sokacaktır. Bilmem anlatabildim mi? Terbiyeyi zorlamak, terbiye oluşturmaz, sizin de akıl erdiremediğiniz ve “şaştım kaldım, ne oldu bu çocuğa” şeklinde hayret ettiğiniz bir yapı oluşturur.

“Halbuki akıllı uslu çocuktu” feryadınız da hafızanızdaki büyük bir yanlışı açığa çıkarmaktadır. Küçücük çocuk hangi ahlak kuralına göre, hangi sosyoloji ilkesine göre “akıllı uslu” olsun? Henüz hiçbir kuralla tanışmamış, hiçbir yöntemden haberi olmayan çocuk nasıl uslu olsun? Çocuk dediğin, yıllarca koşacak, coşacak, oynayacak, zıplayacak, bazen evdeki eşyaları kıracak, bazen de sizi.

6.5.2. Çocuğu Yüzünüze Gözünüze Bulaştırmayın

Yunanistan’da lise son sınıfta öğrenim görürken, Yunanca derslere giren bir Yunanlı öğretmenimiz vardı. Kimi zaman coşkulu olan, kimiz zaman sakin davranan bir yapısı vardı. Ona ait dersin birinde, ders süresince camdan dışarıyı seyreden, sürekli düşünen bir arkadaşımızı gördü ve canı sıkıldı. Ona ders hakkında ve başka konuda sorular sordu. Onu anlamaya çalışıyordu. Buna rağmen bizimkinde tık yok. Sonunda şu veciz sözü söyledi: “Eğer sürekli düşünüyor ve hiç konuşmuyorsan senin hakkında şöyle bir hüküm vermek zorunda kalacağım: Ya delisin, yada ermişsin. Deli isen hastaneye, ermişsen tekkeye git.”

Hiçbir anne-baba çocukları için kötülük düşünmez. Yanlış yada doğru ne yapıyorlarsa onların “iyi”liği için olduğunu düşünerek hareket ediyorlar. Pedagojik anlamda bilinçsiz hareket eden bazı ebeveynler yaptıkları yanlışlar sonucunda çocukların üzerinde duygusal eziklik oluşturduklarını bilmelidir.

M. Montessorin’in ifadesiyle, çocuk hiçbir zaman başkası tarafından eğitilemez. O, ancak kendisi tarafından eğitilir. [Mehmet Toran, Gazi Üniv. 2011, Doktora Tezi]. Bu nedenle çocuk, üzerindeki baskılarla yola getirilemeyecek kadar onur sahibidir. Ebeveynin görevi, onu keşfederek isteklerini anlamaya çalışmak ve kendisine sağlıklı ruhsal ve fiziksel gelişim ortamı sağlamaktır.

Oğlum-kızım; “seni çok sevdiğimiz için ve bilgi eksikliğimizden dolayı seni üzdük, ezdik, ve sana bilmeden baskı yaptık. Seni rahat bırakmadık. Bunu yeni farkettik. Senden özür diliyoruz. Bizi bağışla.” deyiverin.

Bunu demekten çekinmenize gerek yoktur. Çünkü, onların beklemedikleri böyle bir tavır, size kilitledikleri gönül kapılarını açmalarına neden olacaktır. Onlara sihirli gelen bu sözler, onların gözünde sizi değerli yapacaktır.

annenin-cocugunu-tanimasi-6.136.5.3. Çocuk Laftan Anlamaz

O, deneyerek, yanılarak, kırarak, dökerek, izleyerek öğrenir.
Hiç tanımadıkları ve uzunca bir süre de anlayamayacakları dünyaya gelen çocuklar şaşkınlık içindedir. Her şeyi merak etme ve öğrenme çabasındalar. Henüz fizik kurallarını bilmedikleri için, başından yukarıya attıkları taşın onları inciteceğini düşünemezler. Ama, denemeden de duramazlar. Yemek masasını neden dev gibi yüksek bir cisim olduğunu merak ederler. Binlerce lira değerinde olup evin gözde bir yerinde duran vazoyu incelerler. Onu devirmek ve neye yaradığını anlamak isterler. Kısacası, merak küpü olan çocuklar, her öğrendiklerini deneyerek öğrenirler.

Hele, tutunarak yürümeye başladığından itibaren evde devirmedik eşya bırakmaz. Davranış nedir, anormallik nedir; bu ikisinin bir araya gelmesi ne ifade eder, bilmez. Ona hiçbir şeyi sözle anlatamazsınız. O, denemek zorundadır. Kumanda cihazını ağzına götürür, nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalışır.

sakın, akşama baban gelsin görürüsün” gibi tuhaf tuhaf kuralları olan bir evde büyüyen çocuğun, sürekli bir yanı hep eksik kalacaktır. Korkarak yemek yiyecektir, yürümeye cesaret edemeyecektir. Böyle çocuğu ne yapacaksınız ki? işinize yarar mı?

Ömründe bir kez olsun masa örtüsünü çekip üzerindeki yemekleri, tabakları bardakları devirmeyen, evde vazo, bardak kırmayan, radyoyu bozmayan, kumanda cihazının canını çıkarmayan, eline iğne batmayan, sobada elini yakmayan çocuk, büyümemiş demektir.

6.6. Çocukta Benlik Gelişimi

insan ruhunun yönetim odası ‘ego’dur. insanın, tüm yaşamını organize eden ego, kararlar alarak kişiyi şekillendirmektedir. Ego’nun tek hedefi, insana kişilikli ve onurlu bir yaşam sunmaktır.

Bizim kültürümüzde genellikle ‘ego’ ya negatif anlam yüklenir. Halbuki kişinin onurlu bir yaşam sürebilmesinin tek faktörü ‘ego’ya sahip olması ve onu yıpratmaması için elinden geleni yapmasıdır.

Kişiliksiz, onursuz ve karaktersiz bir yaşamın adı, ‘egosuz’ bir hayattır. Ego hem var olmalı hem de korunmalıdır. Bu sayede insan, onurunu korur, kendine laf ettirmez, kişiliğini muhafaza eder.

Yenir mi, yenmez mi, sert mi, yumuşak mı olduğunu bilmek istemektedir.

Çocuklar her şeyi tecrübe ile deneyerek, kontrol ederek öğrenirler. “Sakın elini süreyim deme, dokunma, Her çocuk doğarken, ona rehberlik edecek dürtüleri de beraberinde getirir.

Sağlıklı bir kişilik gelişimi için özgüven şarttır. Bununla beraber kendi kendine yeterli olma düşüncesinin de geliştirilmesi gerekmektedir. Kişideki “yeterlilik” duygusu, yeteneklerine güvenmesi, kabiliyetlerinin yeterli olduğunu kabul etmesidir. Bu düşüncelerle hareket eden çocuklar, yeterliliklerine ikna oldukları an, hayatlarını kontrol altına almak için çaba gösterirler.

Tersine; olaylara tesir edemeyeceğini kabul eden çocuk; kendisini yetersiz, umutsuz ve depresif bir kişi olarak hisseder. Bunun böyle olmaması için, çocuğa ebeveyn desteği gereklidir. Kendi kendisini yönetim; kişisel kontrol, öfke kontrolü, hoşgörülü olma, haz ötelemesi yeteneği geliştirmiş olma gibi meziyetlere sahip olmayı da gerektirir. Çünkü bunlarla birlikte çocuk, iç dünyasını yönetebilecek duruma gelmiş olacaktır.

Benliğin esas görevi, onurlu ve kişilikli bir yaşam için “rehber”lik görevi yapmasıdır. Öte yandan; insanın manevi boyut ihtiyacını karşılamasında ve dini boyutunu geliştirmesinde benlik, önemli işleve sahiptir.

Benliğini korumak için olağanüstü çaba gösteren çocuk, ebeveyn engeli ile karşılaşsa: “Dilin uzadı senin, gelirsem alırım boyunun ölçüsünü” gibi ifadelerle çocuğun benliği saldırı altında demektir. Savunma içgüdüsüyle çocuk, agresifleşir, aksileşir çünkü “aziz” ve “değerli” olan benlik; tehdit kimden gelirse gelsin savunma pozisyonuna geçer.

Öte yandan; çocuğun, yetişkinler karşısında çaresiz ve güçsüz olması acı fakat yaratılışın gereğidir. Yetişkinler, anne-babalar da olsa genellikle, çocuğun bu çelimsiz halinden ‘istifade’ etme taraftarıdır. Bu nedenle çocuğun üstüne üstüne giderler ve ona diş geçirmek, söz dinletmek için neredeyse ‘olağanüstü’ çaba sarfederler.

Baş edemeyeceği bu güç karşısında çocuk, kendinden istenen tavır ve davranışları ‘metozori’ göstermek zorunda kalır. Bu sayede ‘benliği’ zedelenmiş olur. Yetişkinlere güç yetiremeyeceğini anlayan çocuk, benliğini korumaktan vazgeçer. Köşesine çekilip suskunluğa bürünen çocuğun bu hali en tehlikeli durumdur. Çünkü, benliğini savunamayan insan, kişiliğini ve karakterini yitirir.

Gerçek olan şu ki; çocuk terbiyesindeki başarısızlıkların nedeni ebeveynin çocukların benliğine zarar vermiş olmalarıdır. Bununla beraber ebeveynin, çocuğun benliğini kontrolleri altına almaya çalışması da, çocuk için başka bir felakettir.

Çevremizde sıkça rastladığımız trajik örneklerden biri “nice çocuk vardır ki, aile içinde ahlak ve fazilet timsali olduğu halde; bir süre sonra ailenin yüzkarası durumuna düşmüştür. Yada nice çocuk 10 yaşında namaza başlamış, 15 yaşında alkolik olmuştur. Zira çocukların benliği yetişkin tarafından teslim alınarak, o benlik üzerinde baskı oluşturularak davranış kazandırmaya çalışmak, çocuğun vicdani karar mekanizmasını devre dışı bırakmak demektir. Halbuki çocuk, benliğini kendisi kontrol edebilir. Dahası, kendisini yönetebilirse, onurlu ve ahlaklı olur.”

Birçok anne-baba, çocukta var olan ve yaratılıştan gelen ‘vicdan’ mekanizmasına karşı güvensizlik içindeler. Bu yüzden de, çocuğun benliğine hükmetmeye çalışırlar.

Böylece; çocuğun vicdanının, çocuğun kendi duygularından beslenmesinin önüne geçerler. Onun vicdanının beslenme kaynağı olarak anne-babaların istek ve emirlerini görürler. Çocuğun vicdanı olmayı hedeflemiş olurlar. Çocuk, doğru ile yanlışı ayırt etme gücü olarak, anne-babasını görmek zorunda kalır.

annenin-cocugunu-tanimasi-6.14

6.6.1. Sağlıklı Benlik Gelişimi: 2-4 Yaş

Doğumla birlikte başlayan benlik algısının farkına varılması bebeğin yada çocuğun yeme, içme, sevilme ve değer verilme gibi doğal ihtiyaçların belirginleşmesiyle olur. Çocuğun geliştirdiği gülme, ağlama gibi tepkilerine karşılık alması, benliğin belirginleşmesidir.

Özellikle iki yaşın hırçın tepkileri dikkat çekmektedir. Çocuk, istediklerini elde etmek için, temel ve tabii ihtiyaçlarını gidermek için ani ve sert sesle belirtme gereği duyar. Bu bir nevi benliğin oluşumudur.

2-4 yaş grubu çocukları, geliştirdikleri tavır ve davranışlarla, çevrelerindeki yetişkinleri uyardıklarının farkındadır. Buna dayanarak ilgi, sevgi ve şefkat eksikliğini gidermek için, devamlı olarak kabul görmeyecek tavırlar yerine, onay alacakları hareketlerde bulunmayı tercih ederler.

Onlar, yetişkinler gibi düşünemezler. Çünkü fizyolojik gelişim dönemi açısından henüz mantıksal düşünme evresi işinde değildirler. Olaylar ve nesneler arasında sebep-sonuç ilişkileri kuracak yeteneklere henüz ulaşmamışlardır. Bu yaş aralığı çocukları objeleri görüldükleri şekliyle kavrayabilirler. Henüz sığ ve basit algılama evresinde bulunuyorlar.

Oldukça bencildirler. Eşyalarını ve zamanlarını başkalarıyla, diğer çocuklarla paylaşabilecek bir duygusal olgunlukta değildirler. Ben merkezcilikten kurtuluş için empati becerisinin gelişmiş olması lazımdır. Oysa bu yaş çocukları için varsa yoksa kendi eşyaları, kendi istekleri ve kendine ait düşünceleridir.

Empatiden yoksun oldukları işin tek gerçeklik ve tek doğruluk kendileri ve kendileri için olandır. Öte yandan; suçluluk duygusu hissetmeleri ve utanma hisleri belirginleşmeye başlamıştır.

Anne babalar; onlara ait hoş olan ve hoş olmayan tavır ve davranışlar karşısında onaylama yada onaylamama tepkilerini açıkça göstermelidir. Bunu sözlerden ziyade beden dilleriyle, jest ve mimiklerle onlara geri bildirimde bulunmak suretiyle yapmaları en uygun ebeveyn davranışıdır. Çünkü çocuklar bu yolla doğru ve kabul edilebilir davranış kalıpları geliştireceklerdir. Onları bu istikamete yönlendirmenin yöntemi konuşmak, nasihat etmek, dil dökmek değil; bedensel ve davranışsal ifade tarzlarıdır. Sebebi; bu yaş gurubunda henüz empati ve mantıksal düşünme sürecinin başlamamış olmasıdır.

Diğer taraftan ebeveynin, çocukların tavırlarını beden dillerini kullanmak suretiyle onaylarken yada reddederken, onlarla yapacakları kısa konuşmalarında ve basit açıklamalarında çocukla sağlıklı ve etkili bir iletişim dili kullanmaları gerekir. Çünkü onların taklit duyguları son derece gelişmiştir. Anne babalarının bütün tavır ve hareketlerini kameraya kaydeder gibi beyinlerine kopyalayabilirler.

Çocukla verimli bir fikir ve duygu alışverişinin gerçekleşebilmesi için anne babalar şu basit yöntemlere azami ölçüde uymalıdır:

• Yumuşak bir ses tonu kullanın,
• Seçtiğiniz sözcükler, itici anlam ifade etmemelidir.
• Çocukla göz göze gelmek suretiyle konuşun,
• Her zaman etkili bir beden dili kullanmaya çalışın.

annenin-cocugunu-tanimasi-6.156.6.2. Çocuğun Benliğini Zedelemeyin

Bu yaş grubunun hatalarından endişe etmeye gerek yoktur. Çünkü bunlar, çocuğun gelişmesine katkı sağlar. Eğer çocuk babasına, kötü bir örneği sevecen ve hoş bulduğunu ima ederse, anlatırsa; bunun kabul edilemez olduğu açıklanmalıdır.

Çocuk; anlatılanlardan, ilgili davranışın sonucunun iyi olmadığını anlamış olmalıdır. Kötü örneklerin sonu gelmez. Bunlar çocukta takıntı hali, alışkanlık durumu kazandırmışsa, ebeveynin uzman yardımı almasında yarar vardır.

Benlik, çocuğun “yol haritası”dır. Dış dünyada karşısına çıkan birçok güçlüğü benliği sayesinde aşacaktır.

Çevresindeki gelişmeler karşısında yaşadığı, gördüğü olaylar hakkında alacağı tavırları ve göstereceği davranışları, benliği sayesinde belirler. Öte yandan; gerek ev içinden gerekse dış dünyadan kişiliğini zayıflatmak, etkilemek için uğradığı saldırgan davranışlara karşı göstereceği tepkiyi, benliği ile tespit eder.

Sosyal yaşamda onuruyla yer alabilmek ve ayakta kalabilmek için benliğinin alacağı kararlara ihtiyaç duyar. Kişilik ve karakter sahibi olmak benliğin yara almaması ve zedelenmemesi ile yakından ilgilidir. Duygu dünyası gelişmiş olan çocuk, ruhundan gelecek yansımaları benliği ile benimseyecektir. Böylece tüm varlığı ile hissetme yeteneği gelişmiş olacaktır.

0-4 yaş gurubu çocuğun en stratejik ihtiyacı anne sevgisidir. Çocuğu ile ilgili olan, şefkat ve merhamet duyguları içinde yaklaşım gösteren anne ona, ileriki gelişim dönemlerinde çok zor kazandırabileceği “güven” duygusunu zamanında, yerinde ve kolaylıkla vermiş olacaktır. Çünkü bu yaş grubunun temel gereksinimi olan “güven hissi”nin çocuğa kazandırmanın bir başka seçeneği ne yazık ki yoktur.

Bazı anneler, yanlış bilgilenmeden dolayı, çocuklarına gram gram sevgi sunmaktadırlar. Bu pedagojik hatayı iki endişenden ötürü yapmaktadırlar:

1- ileride  şımarmasını  engellemeyi düşündüklerinden,
2- Çocuğun kendilerine “bağımlı” olacağından korktukları için.

Halbuki çocuğu, annenin eteğinden ayrılmamacasına ona bağımlı halle getiren en temel faktör: Anne sevgisizliği ve ilgisizliğidir. Yanlış kanaat sahibi anneler ne yazık ki bunun tersini düşünmekteler.

Diğer taraftan, annenin çocukluk ortamı ve büyüyüp yetişme tarzı, çocuğuyla duygusal bağ kurmasını engellemektedir. Anne, çocukluğunda ailesinden “güven duygusu” alamamışsa; yetişme ortamında kendisine yöneltilen tehditler karşısında sürekli “savunma” durumunda kalmışsa, ezilmiş, horlanmış ve fiziksel-ruhsal şiddet görmüşse çocuğuna yeterli ilgi ve alaka göstermesi oldukça zordur. Bunu, büyük bir irade gösterisiyle ve özveriyle başarabilir. Küçükken annesinin, babasının, kardeşlerinin yada etrafındaki yetişkinlerin her sözü, her hareketi ve her türlü tepkileri minicik kalbine iğne gibi batmış ve içini sızlatmışsa; şimdi kendi çocuğunun olumlu olumsuz her tepkisi, her isteği ve her davranışı onu aynı şekilde incitecektir. Geçmişte çocukluğunda olduğu gibi, hemen savunma pozuna geçecektir: “Gene ne var? Daha yeni doyurdum”, “Hiçbir isteğin bitmez ki”, “Yine neden mızmızlanıyorsun”, “Bitsin artık yerli yersiz isteklerin”.

Bu durumdaki anne yaptıklarından asla hoşnut değildir. Sürekli pişmanlık duyduğu çocuğa bağlanamama endişesini içinden atmakta zorlanmaktadır. Anne, bu kördüğümü çözmedikçe başarılı bir anne olmayı beceremeyecektir. Bu tip anneler, çocuklarını en çok seven annelerdir. Bu yüzden, onlarla güven bağı kuramamaktan dolayı endişe içindeler. Çocuğunu görünce endişeleri artıyor, ondan biraz uzaklaşınca ona kavuşmak için can atıyorlar.

Ev ve aile ortamında üzerinde baskı hisseden anneler de çocuklarına gereken sevgi ve ilgiyi göstermekte, tüm arzularına rağmen, başarılı olamazlar. Anne üzerindeki baskı ve zorlamaların birkaç türü vardır.

1- Kaynana uyuşmazlığı
2- Eşiyle olan geçimsizlikleri
3- Evle ilgili maddi sorunların altında ezilmesi
4- Aile içindeki özgürlüğünün kısıtlanmış olması,
5- Yeterli pedagojik bilgiye sahip olmaması,

gibi birçok neden çocuğuyla duygusal bağ kurmasını engelleyebilir. işin en tehlikeli boyutu ise güven ortamı içinde yetişmemiş olan çocukların, büyüyüp evlendiklerinde ve çocuk sahibi olduklarında kendi çocuklarına da güven veremeyecek olmalarıdır. Çünkü bilindiği gibi şiddet ve sevgi bulaşıcıdır. Kuşaktan kuşağa yansır.

annenin-cocugunu-tanimasi-6.16

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
Annelik Nedir? - 15 Haziran 2013
Yaratılış Pedagojisi - 5 Aralık 2012
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ