Batı Trakya Online

Avrupa Birliği’nde Faylar

Dr. Ioannis N. Grigoriadis

Dr. Ioannis N. Grigoriadis

Yazarın şu ana kadar yazılmış 45 makalesi bulunuyor.
Avrupa Birliği’nde Faylar

    Haftalardır dinmeyip gündemden düşmeyen mülteci krizi, sadece Türkiye- Avrupa ilişkilerini değil, belki daha da sert Avrupa Birliği üye ülkelerinin ilişkilerinin gerilemesine neden oldu. Bu tartışmalarda kritik kavram, Avrupa Birliği projesinin kilit önemine sahip olan “dayanışma” oldu.

    Soğuk Savaş sonunda Avrupa Birliği dayanışmasından en çok faydalanan Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri oldu. Bunu anlamak için 1950 ve 1960’lara dönüp o zamandaki doğudan batıya kaçan mültecileri hatırlamaya gerek yok. Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra, çeşitli siyasi ve ekonomik aksaklıklarına rağmen, Avrupa Birliği onlara “Kopenhag Kriterleri” yolunu göstererek, üyelik perspektifini sunmuştu. Bütün aksaklıklarına rağmen, Avrupa Komisyonu ve üye üyelerinin hükümetleri, onları Avrupa ailesine dâhil etmelerini eksik etmediler. Ve bu üyelik sekiz Orta ve Doğu Avrupa ülkesi, 2007 senesinde üye olan Bulgaristan ve Romanya ve 2013 senesinde üye olan Hırvatistan dışında, 2004 yılında yer aldı.

    Mülteci krizi, genişlemiş Avrupa Birliği üye ülkeleri arasında dayanışma ihtiyacını doğurdu. Ama sonuçlar hiç olumlu değil. Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin çoğunluğu, mülteci krizi konusunda onlara gösterilen dayanışmanın karşılığını vermekten kaçınmaktadır. Almanya’nın mültecileri kabul etme kararından sonra Balkanlar’da açılan “mülteci koridoru”nu kapatmaya çalışıyorlar. Geçen hafta Avusturya evsahipliğinde, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Macaristan ve Polonya’dan ibaret olan Visegrad grubu ve Yunanistan dışında Balkan ülkeleri Viyana’da toplanıp ortak bir tavırda anlaştılar. Bu toplantıya Yunanistan’ın davet edilmemesi, Avrupa Birliği içerisinde diplomatik ilişkilerinin ne kadar soğuduğunun ipucudur. Bu diplomatik nezaketsizliğin ardından da, yapılan açıklamalar durumun ciddiyetini kanıtladı. Buna göre mülteciler Yunanistan ve Türkiye’de kalmalı ve bunun için Yunanistan’dan Almanya’ya giden “Balkan koridoru” kapatılmalı. Yani onların “çözümü” mülteci akımının Türkiye veya Yunanistan’a yüklenmesidir. Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise, ülkenin mülteci politikasını referanduma sunacağını açıkladı. Popülizm, her ülkede ciddi sorunlara yüzleşmekten kaçıp sahte çözümleri sunabilir.

    Tabii Yunan siyasi elitleri bu konularda masum değil. Geçen senedeki referandumu bir kenara bırakalım. Birkaç sene önce Trakya’daki 12 kilometrelik Meriç nehrinin ortasında, olmayan kara hududunda tel çit örmüştü. Bu çitin mülteci akımını durduramayacağını ancak Ege sahillerine doğru yöneltip, mülteci hayatlarını daha büyük riske atacağını herkes biliyordu. Muhalefet zamanında bu tedbiri sert eleştiren Tsipras, iktidara geldiğinde birçok diğer meselede olduğu gibi görüşünü tamamen değiştirmiş. Tsipras’a göre “Mülteci sorununu iyi bilenler tel çitinin kalmasını, bilmeyenler ise kaldırılmasını öneriyorlar”. Demek ki, Yunanistan Başbakanı Yunan kamuoyunun milliyetçi veya zenofobik duygularına karşı çıkan bir karar vermeyeceğinin altını çizdi. Son haftalarda durum değişti. Böylece tel çitler sadece Yunanistan’da değil, birçok Avrupa ülkesinde de gündeme düştü. Artık bu tel çitler, Yunanistan’ı mülteci akımından “korumak” değil, tam aksine onu Yunanistan içinde “durdurmak” amaçlı. Meriç tel çiti çok kötü ilham kaynağı hâline geldi.

    Bu kaygı verici gelişmelere karşı ilkeli bir tavır sergilemeye çalışan tek politikacı, Almanya Şansölyesi Angela Merkel. Merkel “Duvar örmenin Avrupa Birliği’ne özgü bir şey olmadığını” hatırlatarak, mülteci krizinin Avrupa Birliği içerisinde dayanışmayı zayıflatarak değil kuvvetlendirerek çözülebildiğini savunmaktadır. İronik bir şekilde, SYRİZA dâhil birçok Yunan partisi tarafından en sert dille eleştirilen Merkel, mülteci krizi konusunda Yunanistan’ın en büyük müttefikidir.

    BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ