Kalimera PASOK

Dr. Gözde Kılıç Yaşın

Yunanistan, 4 Ekim (2009) Pazar günü parlamentoyu yenilemek üzere sandık başına gidiyor. Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, dört hafta önce, erken seçim kararını açıklamıştı. Karamanlis, erken seçim kararının gerekçesi olarak, ekonomik krizin sert önlemler alınmasını gerektirdiğini, bunun da yeni bir halk yetkilendirmesini şart koştuğunu belirtmişti. Partisi Nea Dimokratia’yı (Yeni Demokrasi Partisi) 2004 yılında, uzun bir aradan sonra, iktidara taşıyan Karamanlis; yine bir erken seçim kararıyla girdiği 2007 yılı seçimlerini de partisine kazandırmıştı. İki dönem başbakanlık yapmış olmasına rağmen aslında toplam 5 yıl boyunca iktidardaydı. 4 Ekim seçimleri için yapılan kamuoyu yoklamaları ise iktidara veda edeceğini gösteriyor. Çünkü rakibi PASOK (Pan Helenik Sosyalist Hareketi) bütün anketlerde 5 ile 7 puan önde gösteriliyor.

PASOK beş yılda iki kez yenildi. 2004 seçimlerinin ardından 2007 seçimlerini de kaybetti. Ancak 2007 seçimlerinin mağlubunun daha çok Yorgo Papandreu olduğunu söylemek gerekir. Papandreu Mart 2004 seçimlerine iki ay kala üstelik Merkez Yürütme Komitesi tarafından değil ABD’deki başkanlık seçimlerini anımsatan bir yöntemle PASOK üyelerine gitmiş ve bir milyondan fazla oy alarak seçilmişti. Ne var ki, 20 yıldır ülkeyi yöneten PASOK iktidar yorgunluğu yaşıyordu ve Yunanistan da bir değişim arayışındaydı. 1996’da yönetimin başına gelen Kostas Simitis özellikle dış politikada önemli değişikliklere gitmiş ve seçtiği yol başarıyı da getirmişti. Özellikle Yunanistan hakkındaki uzlaşmaz ülke imajının Simitis döneminde büyük ölçüde değiştirilmesi PASOK döneminin artı hanesinde bulunur. Bunda Türkiye ile ilişkilerde kadim “kontrollü gerginlik” politikasını terk ederek hiç değilse işbirliği ortamı yaratmaya çalışması ve kuzey Balkanlardaki komşularına ambargolar uygulamak gibi sert politikalar yerine uzun vadeli hedeflerle mevcut sorunları ekonomik bağımlılık yaratarak çözmeyi tercih etmesi de etkili olmuştu.

Karamanlis iktidarının da dış politikada aynı çizgiyi izlemesi Simitis anlayışının PASOK döneminde yerleştirilmesi başarısının da gösterildiği anlamına geliyor. Aynı dönemde Yunanistan’ın Avrupa Para Birliğine girişi sağlanmış, GKRY’nin AB üyeliği garantilenmişti. Hatta Karamanlis döneminin başarı hanesinde yer alan 2004 Atina Olimpiyatları’nın PASOK döneminde kazanılmış bir hak olduğu da kesin. Ne var ki PASOK iç politikada başarısızlıklara uğramıştı. Eğitim ve sağlık sektörlerine aktarılması beklenen paraların savunma harcamalarına yatırılması öncelikli eleştiri konularından birisiydi. Aynı şekilde yüksek enflasyon ve uygulanan kemer sıkma politikası, grevlerin neredeyse her güne ve her iş koluna yayılmasına sebep olmuştu. PASOK milletvekillerinin çıkar ilişkilerine girdiği yönündeki iddialar ve yolsuzluk suçlamaları da tüm bunlara eklenince kamuoyu desteğinin yitirildiği anlaşılıyordu. Seçimlerden sadece iki ay önce bile olsa Simitis’in yerine Papandreu’nun getirilmesi yapılan anketlere göre PASOK’un oylarında toparlanma sağlamıştı. Ancak 2004 seçimlerinde PASOK’un ikinci parti olacağı kaçınılmaz bir gerçekti ve soyadının getirdiği ağırlık ile Papandreu dahi bu gerçeği değiştirememişti.

Evet, PASOK’un 2004’te artık iktidara veda etmesi normaldi ancak Papandreu, partisini 2007’e gelene dek de toparlanma sürecine sokamamıştı. Muhalefeti, demek ki yetersiz kalmıştı; halkını “başbakan olabileceğine” ikna edememişti. Ancak en önemlisi, dilinden düşürmediği “erken seçim”e hazırlıklı değildi. Karamanlis’in “erken seçim kararının” bir sürpriz yaratması ve PASOK’un hazırlıksız yakalanması herhalde yapılabilecek en büyük hataydı. Üstelik yolsuzluk iddiaları ve yangınlarda önlem almakta yetersiz kalınması suçlamaları seçimi almak için yeterli olmamıştı ve muhtemelen de ters tepmişti. Dolayısıyla iktidar partisi olmaya alışmış PASOK’lular 2004 seçimlerini partinin yenilgisi olarak kabul etmişlerse de 2007 seçimlerini Papandreu’nun yenilgisi olarak gördüler. PASOK’un faturası erken saatlerde dededen ve babadan siyasetçi Papandreu’ya kesildi. Nitekim oyların henüz tamamı sayılamamışken yenilgiyi kabul ettiğini açıklayan Papandreu daha ilk geceden partisinden güven isteyeceğini söyleyerek genel kurul kapısını aralamıştı.

İşte bu nedenle, 4 Ekim 2009, PASOK’un yeniden iktidara dönmesi anlamına geldiği kadar Papandreu’nun da başarı günü olacak gibi gözüküyor. Çünkü yüzde 5’lik puan farkı bile Yunanistan seçim sistemine göre tek başına iktidar anlamına geliyor. Nitekim 5 puanlık fark Karamanlis’in 2007 seçimleriyle iktidara devam etmesini sağlamıştı. Üstelik anketlere göre şimdi PASOK 7 puanlık bir fark atacak. Dolayısıyla Yunanistan, yeni bir PASOK dönemine başlama arefesinde.

Türkiye açısından ise Türkiye-Yunanistan ilişkileri anlamında herhangi bir değişim olacağını söylemek mümkün gözükmüyor. İki partili sistemlerde genellikle görüldüğü üzere Yunanistan’daki iki partinin de önemli konulardaki politikaları birbirine oldukça yakınlaşmış durumda. Nitekim seçim kampanyalarının temel konusu ekonomi olmakla birlikte, Türkiye’nin söz konusu olduğu her ortamda iki parti lideri de birbirini Yunanistan’ın kozlarının Türkiye’ye karşı yeterince kullanılmaması ile suçlamıştı. İki parti de Türkiye’nin AB üyeliğini desteklemek konusunda fikir birliği yapıyor. Ancak pek tabi ki, Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmesi koşuluyla. Ege Denizi’nde Yunanistan’ın egemenliğini yayma konusunda da partiler aynı politikaları izleyecektir. Karamanlis dönemde buna eklenen egemenlik yarışına verilen ihalelerle üçüncü ülkeleri katma hedefiyle hız kazandırılan petrol arama faaliyetlerinin yeni dönemde de devam edeceği konusunda şüphe bulunmamaktadır. Türkiye’yi de doğal olarak ilgilendiren Yunanistan’ın Batı Trakya Türkleri’ne yaklaşımı konusunda da iki parti arasında görüş ayrılığı bulunmuyor. Çünkü Papandreu, Karamanlis’in başlattığı “Çağdaş Avrupai Azınlık” politikasını O’nun kaldığı yerden devam ettireceğini açıklamıştı. Yani Yunanistan’daki hiçbir azınlığı memnun etmeyen azınlık politikalarında bir değişim olmayacak. Kıbrıs konusunda ise Ada’da devam eden müzakereler zaten belirgin biçimde yön değiştirmiş durumda ve Yunanistan’da iktidara kim gelirse gelsin Türkiye’yi AB kapısında süründürme hedefiyle müzakere sürecini mümkün olduğunca sündürme politikası yürütecektir.

Ne var ki, Yunanistan derin bir ekonomik krizin pençesinde. Dolayısıyla yeni dönem iktidarının krizi atlatmada başarı sağlaması ciddi önlemleri gerektiriyor. Ciddi önlemler de halkın yoğun tepkisini ve protestoları getirecektir. Doğrusu Yunanistan’ın kaderinde yeni erken seçim kararlarının olması çok da şaşırtıcı olmayacaktır.

Gözde Kılıç Yaşın
TÜRKSAM Balkanlar Uzmanı

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ