POLAT & HUMANN GmbH
Batı Trakya Online

Batı Trakya`da Evlilik

Batı Trakya`da Evlilik

Bütün Türk topluluklarında olduğu gibi, Batı Trakya Türk toplumunda da ailenin önemi büyüktür. Aileye verilen bu önem, günümüzde biraz zayıflasa da, temelde bir değişikliğe uğramamıştır. Gelenek ve göreneklerine bağlı bir toplum olan Batı Trakya Türklerinde aile kutsal bir kurumdur. Toplumu ayakta tuttuğuna inanılır. Hiç kuşkusuz, Batı Trakya Türk toplumunun çekirdeğini oluşturan ailenin oluşumu da bazı gelenekler ve göreneklerin uygulanması sonucunda meydana gelmektedir.

Ailenin oluşması evrelerini açıklamaya geçmeden önce, bazı bölgelerde küçük değişiklikler olabileceğini de belirtmekte fayda görüyoruz.

KIZ İSTEME

Batı Trakya Türk toplumunda ailenin oluşumu, oğlan tarafının kız istemesi ile başlamaktadır. Eski yıllarda oğlan ve kız birbirlerini göremiyorlardı. Şimdi bunun tam tersi yaşanmaktadır. Oğlan ve kız özgür iradeleriyle yuva kurmaktadırlar. Kızın istenmesinden önce her iki taraf da birbirlerinin aile durumlarını soruştururlar. Bu araştırma-soruşturma işlemi, genelde, köyün saygın kişileri ve akrabalar vasıtasıyla olmaktadır. Karşılıklı soruşturmalardan sonra, eğer karar verilmişse, oğlan tarafı kız tarafına dünür gönderir. Kız istemeye gidecek olan insanların, köyde yaşayan dürüst ve sözü dinlenen kişiler olması gerekmektedir. Kadın veya erkek olmasında da bir sorun yaşanmamakla birlikte, genellikle erkek gönderilmektedir. Kız istemeye giden kişilere “Dünürcü” denmektedir. Dünürcüler, mutlaka, Pazartesi ve Perşembe akşamları gönderilmektedir. Bu durum neredeyse kesin bir kural niteliğindedir. Kız evine giden dünürcüleri, kızın babası ve annesi karşılar ve en güzel odalarına geçirirler. Kız daha sonra dünürcülerin yanına gelmektedir. Karşılıklı olarak hal-hatır sormalardan sonra, istenen kız kahve getirmek üzere odadan uzaklaşır. Bu arada, kahveler gelinceye kadar değişik güncel konulardan sohbetler açılır. Kız kahveleri getirir. Eğer oğlanda gözü varsa ve onunla yuva kurmak istiyorsa, kahveyi tatlı yapar. Eğer oğlanı beğenmiyorsa kahve tamamen şekersiz yapılmaktadır. Bu gerçekte çok kritik bir andır. Kahve şekersiz dahi olsa, dünürcüler bunu ses çıkarmadan ve hiç belli etmeden içmek zorundadırlar. Kahveler içildikten sonra asıl konuya geçilir. Dünürcüler, “Allah’ın emriyle Peygamberin kavliyle kızınızı istemeye geldik” derler, böylece konu açılmış olur. Oğlan tarafı kendi tarafının durumunu ve oğlanın meziyetlerini ballandıra ballandıra anlatır. Kız tarafı ise bütün bunları dinler. Ilk defa gelen dünürcülere kesinlikle bir cevap verilmez. Kız, eğer, verilmeyecek dahi olsa, yine, “gene gelin” denir. Dünürcüler kız istemeye gittiklerinde, beraberlerinde herhangi bir şey götürmezler. Birinci defada cevap vermeyen kız tarafı, oğlan tarafını iyiden iyiye soruşturur. Dünürcüler ikinci defa gelir. Konu artık bilinmektedir. İkincide de cevap verilmez ve yine “gene gelin” denir. Fakat, kız verilecekse, ailenin tutumunda bazı yumuşamalar göze çarpmaktadır. Dünürcüler, nihayet üçüncü defa gelirler. Kız eğer verilecekse, mutlaka üçüncü defada verilir. Bu kesin bir kuraldır. Bunun aksi, kız tarafını, küçük düşürdüğüne inanılır.

MENDİL ALMA

Erkek tarafı mendil almaya giderken pasta ve çiçekle gider. Amaç artık tamamen belli olsa da gelenekler gereği tekrar kız istenir.
Allah’ın izni, peygamber efendimizin kavli ile kızınızı oğlumuza istiyoruz, gençler de birbirlerini sevmişler gayri biz de üzerimize düşeni yapalım” derler.

Kız tarafı da “Hayırlısı neyse o olsun” der. Bu konuşmalardan sonra kız güzel bir tabla (tepsi) içinde üçgen katlanmış özenle yerleştirilmiş beyaz mendiller ile odaya girer. Dünürcülere ikram eder. Mendiller karşılığında dünürcüler de tablaya hediye olarak memnuniyetlerini belirtmek üzere para bırakırlar.

Yine bu geceye özgü geleneklerden biri olan kız tarafınca erkek evine gönderilmek üzere gümüş şekerlik içinde çikolata paketi hazırlanır. Bu paket tül, jelatin, kurdele gibi malzemelerle süslenir. Eskiden 1 metre boyunda 50 cm. eninde “gendema” işlenmiş, kenarları sim ile belirlenmiş, tül ve astar geçirilmiş şaseler (bohça) hazırlanırmış. (Gendema, iğne ve renkli ipliklerle sarma ve çin iğnesi tekniğine benzer bir tür nakış.) hazırlanan şasenin arasına da şekerlik ve beyaz mendiller konurmuş. Bu şase daha sonra bebek arabaları için kırlent (yastık) olarak değerlendirilirmiş. Hali vakti yerinde olanlar ve isteyenler de daha sonraları bebek arabasına örtü olabilecek kadar büyüklükte saten bohça da hazırlarmış. Günümüzde ise hazır nakışlı mendil ve örtülerle mendil geleneği sürdürülmektedir.

Ayrıca güzel bir sepet tül ve dantellerle süslenerek de hazırlanmaktadır.

Her durumda mendil hazırlığı erkek tarafına verilen değeri ve kızın zevkini ortaya koyması açısından çok önem taşır.

Mendili evine götüren erkek tarafı olayı yakınlarına duyurur. Daha sonra “Mendil karşılığı” denilen gelenek için kıza yüzük, küpe, bilezik v.s. gibi takılar ile giysi ya da çeşitli çeyiz eşyaları götürülür. Mendil karşılığı için kız evine gidildiği akşam “söz düzme” günü kararlaştırılır.

SÖZ DÜZME

Aradan bir iki gün geçtikten sonra asıl “söz düzme” denen olaya geçilir. Oğlan ve kız karşılıklı bir gün tayin ederek ve yanlarına ailelerini de alarak söz düzmeye gidilir. Her iki taraf da karşılıklı olarak birbirlerine giyim eşyaları ve altın takılar alırlar. Bu arada oğlan tarafı, kız evine gönderilmek üzere kuru yemişlerden ve şekerlerden oluşan çerezleri de alır. “Söz düzme” olayında, oğlan ve kızın her istediği alınır. Kızın beğendiklerini oğlan tarafı, oğlanın beğendiklerini de kız tarafı ödemektedir. Daha sonra, alınan takılar ve giyim eşyaları eve getirilir. Kızın eşyaları, kız evine göderilmek üzere oğlan tarafına, oğlanın eşyaları da kız tarafına götürülür.


SÖZ DİKİMİ

Daha sonra, “söz dikimi” sahfasına geçilir. Söz dikimi için akrabalar, komşular ve bu işten anlayan kişiler davet edilir. Söz dikicilerin hepsi kadın olmak zorundadır. Daha önceden oğlan evinin sandığında bulunan eşyalar çıkarılır. Büyük kumaş parçaları düz bir yere serilir. Kumaş yerine kadife de kullanılmaktadır. Yere serilen elbiselik kumaşların üzerine, kenarlarına oya çekilmiş, çember, krep, çorap, koku, ayna, altın türleri (genellikle bilezik, küpe v.b) ve işlemeli bohça türünden eşyalar konur. Bu eşyalar, çeyiz iğneleri ile, kumaşın üzerine tutturulur. Fakat, ilk iğneyi damat olacak olan oğlanın batırması gerekmektedir. Damatın bu hareketinin uğur getirdiğine inanılmaktadır. Bu arada oğlan da orada bulunan kadınlar tarafından tebrik edilir. Söz dikme olayı büyük bir sevinç içersinde yapılır. Dikilen sözler, akraba ve dostların görmeleri amacıyla duvarlara asılır. Genellikle üç adet bu tür dikimler yapılır. Bunlara “mendil karşılığı”, “tava karşılığı”da denmektedir. Sözün dikiminden sonra, yine dünürcüler vasıtasıyla kızın evine götürülür.

SÖZ EŞYALARI DEĞİŞİMİ

Karşılıklı olarak karar verilen bir akşamda “söz eşyaları değişimi” yapılır. Bu akşam da erkek tarafı kız için aldığı ve kumaşa iğnelediği tüm eşyaları mendili “kumaşı” ile katlayıp bir valize yerleştirir. Bu geceye damadın yakınlarından 5-15 kişiye kadar bir grup gider. Kız evinde gelen misafirlere kahve, meyve suyu, çikolata, kurabiye ikram edilir.

Aynı gece kız tarafı da mendili aldıktan sonra damat için aldıkları eşyaları mendili ile katlayıp boşalan valize yerleştirir ve erkek tarafına verir. Böylece “söz değişimi” yapılmış olur.

Karşılıklı değiştirilen mendiller yine erkek ve kız evinde gelen gidenin görmesi için sergilenir. Söz değişimi gecesinde kız tarafı “tatlı geçim olsun” diye erkek tarafına verilmek üzere bir tepsi de baklava hazırlar, bohçaya sarıp mendille birlikte teslim eder.

Damat kendi evinde tepsiyi açar, önce kendisi bir dilim yer, daha sonra orada bulunanlara ikram edilir.Komşulara ve yakın akrabalara bu baklavadan gönderilir.

Boşalan baklava tepsisi geri gönderilirken de içine gelin için başta takı olmak üzere çeşitli hediyeler konur. Eskiden daha çok elbiselik kumaşlar konurmuş. Tepsi yine bohçaya sarılmış şekilde belirlenen bir akşamda kız evine getirilir. Yine bu akşam kız evine bol miktarda ceviz “koz”, “padem” badem, fındık, fıstık, leblebi, kuru üzüm, kuru incir gibi çerezler de getirilir. Ayrıca kızın arkadaşlarına verilmek üzere küçük nikah şekerleri gibi hediyeler, biblolar da alınır. Çerezler külahlar ya da küçük poşetler ile bütün köye dağıtılır.


GÖRÜŞMELİK (NİŞAN TÖRENİ)

Baklava tepsisi geri getirildiğinde kız ve erkek tarafındaki akrabalar da bir araya gelerek sohbet ederler. “Görüşmelik” olayı da denilen bu akşam gelin ve damat karşılıklı olarak birbirlerine aldıkları giysilerden giyerler. Bu akşam da erkekler, kadınlar, kızlar ayrı ayrı bölümlerde toplanırlar. Hava uygun olursa evlerin avlularında (haremlerinde) da toplanırlar. Yine her zaman olduğu gibi kahveler içilir, sohbetler yapılır.

Kadınlar bölümünde ise erkek tarafının kendine aldığı elbiselerden giyen gelin, kayınvalidenin yere serdiği kadife kumaşın üzerinden yürür. “Gelin yürütme” denen bu olaydan sonra gelin kayınvalidesinin elini öper ve kayınvalide geline altın takar. Gelin yürütmenin ardından damat ve geline kırmızı kurdele bağlanmış olan yüzükler takılır. “Şerit” denen kurdeleyi kesmek üzere evin oğlu, eğer yoksa yakın akrabadan bir erkek çocuk makası alır. Makası şeride yaklaştırır. “Makas kesmiyor” der. Damat çocuğa bahşiş verir. Çocuk bahşişi beğenmezse kesmez. Bahşişi beğenirse kurdele alkışlarla kesilir ve nişanlanma olayı gerçekleşmiş olur. Bundan sonra gelin ve damat orada bulunanların ellerini öperler, onlarda damat ve geline para takarlar. Takı merasiminden sonra damat evinden getirilmiş olan (eskiden baklava getirilirmiş) pasta, kurabiye, meyve suları gibi yiyecek ve içecekler ikram edilir. Gece boyunca da müzik eşliğinde dans edilir, oyunlar oynanır.

Görüşmelik olayı ile birlikte yapılan nişan merasimi ile gençler resmen nişanlanmış olurlar. Eskiden nişanlanan geline yaklaşık 30 – 50 cm. boyutlarında oymalı desenli nişan aynası da hediye olarak verilirmiş. Bundan sonra aileler karşılıklı olarak birbirlerine daha sık gidip gelmeye başlarlar. Bu araya bayramlar da rastlamışsa geline giysi, takı, çerez, baklava, kurbanlık koç v.s. gönderilir. Seçilmiş olan koçun kınalanıp süslenmesi gereklidir. Bunun için koça kına vurulur (yakılır, sürülür), boğazına kurdeleler bağlanır, boynuzlarına da portakal ya da elma geçirilip parlak kağıtlarla sarılır.Erkek evinin geline olan ilgisi ve şanı açısından önemli görülen bu geleneğe günümüzde de bazı ailelerde rastlanmaktadır.

Nişan törenine damat tarafından getirilmiş olan çerezler de köye dağıtılır. Böylece nişan duyurulmuş olur. Karşılıklı ziyaretler sırasında daha sonra düğün günü de belirlenir ve her iki tarafta da bir telaş, bir hazırlıktır başlar.

Batı Trakya‘da evlenecek olan erkek yeni bir ev yaptırır ya da var olan eski evi kızın da istediği biçimde onarır, düzenlerler. Yeni evliler genellikle damadın ailesi ile aynı avluya alınırlar. Ailelerde çocuk sayılarının 1 ya da 2 olması ailenin çocuğundan uzak olmak istememesi nedeniyle bu olay gerçekleştirilmektedir. Son zamanlarda bazı aileler yeni evliler için almış oldukları apartman dairelerini de hazırlar olmuşlardır. Konuştuğum birçok aile ise “Zaten bir çocuğumuz var, ondan da ayrılmak istemiyoruz” demektedirler.

Evi yaptıran erkek tarafı yatak odası takımını alır. Kız tarafı ise eve gerekli olan bütün eşyalar ile çeyiz eşyalarını alır. Düğünden önce bitirilmiş olan ev karşılıklı zevklere göre hazırlanır, döşenir. Aileler çocuk sayılarının azlığı nedeniyle yıllardır düğün için yapmış oldukları birikimlerini hiçbir masraftan kaçınmadan “Kızanlarımızın eksiği kalmasın, şimdiye kadar buna çalıştık” diye harcar, kullanırlar. Bu olay onların şanıdır, şerefidir.

NİKAH
Sözden düğüne kadar olan sürede bir gün imam nikahı kıyılır.

Nikah kıyılmasına karar verildiğinde kızın bulunduğu köy ya da mahalledeki imam görevli olur. Çünkü imam kızın medeni durumunu bilir. Ayrıca kız ile erkeğin isimlerini alır. Müftülükteki kayıtlarını araştırarak yapılacak olan nikah için evlenecek kişilerin dine aykırı bir durumu (inancı – mevcut bir evliliği) var mı diye bakar ve müftüden Arapça yazılı izinnameyi, belediyeden de evlendirme belgesini alır.

Nikah için kız ve erkek tarafından ikişer vekil kız ile erkeğin rızasını ayrı ayrı alır. İmam ve vekiller ayrı bir odada kız için “ağırlığı” nikah bedelini görüşürler. Bu olaya “karar kesimi” de denir. Karar kesimi olmadan nikah gerçekleşmez. Karar kesimi uzarsa, sonuca bağlanamazsa nikah düşer, yapılamaz. Karar kesiminde damat tarafı kıza “mihir” adı verilen altın takı ve paralar verir.

Mihir” Allah’ın tek oluşu anlamında 1-3-5 gibi tek sayılı olarak kararlaştırılır. Karar kesimi bitince imam nikahı şahitler huzurunda kıyılır, nikah duası okunur, imam nikah parasını alır ve izinnameyi Müftülüğe götürüp onaylatır. Batı Trakya Türk toplumunda evlilik işleri devlet tarafından atanmış olan müftüler aracılığıyla yapılır. İzinnamenin onaylatılmasıyla bir – iki gün içinde nikah işlemi tamamlanır. Daha sonra imam izinnameyi kız evine teslim eder.

Nikah kıyıldığı gece kız evinde bulunan misafirlere yiyecek ve içecekler ikram edilir. Eski geleneklere göre de damat gelin evine gitmez, kendi evinde beklermiş. Nikahtan sonra orada bulunanlara lokum ve mendil verilir. Nikahın kıyılması ile bir erkek çocuk “müjdeci” olarak damada gider lokum ve mendil verip nikahı müjdeler ve damattan bahşiş alır.

Nikah kıyıldıktan sonra kız evi damat tarafına bir kalıp helva ve beyaz mendiller verir. Damat evinde helva açılır ve damat bir dilim yer. Geri kalanı da nikah helvası diye konu komşuya dağıtılır.

TOPRAK BASTI

Görüşmelik ve nikah işlemlerinin sona ermesinden sonra, damat eğer başka bir köydense, kısacası yabancıysa, “toprak bastı” denilen bir adet yaşatılırdı. Evleneceği kızı görmeye gelen damat, köyün gençleri tarafından yakalanır ve toprak bastı denilen bir miktar para istenirdi. İstenilen rakam genelde, ilk başlarda çok yüksek tutulur ve pazarlık yapılırdı. Damat bu parayı vermediği taktirde, kızın köyüne istenmezdi. Zamanla bu konuda tatsız olaylar dahi yaşanmıştır. Bu adet her ne kadar yumuşamış dahi olsa hala devam etmektedir. Damattan alınan bahşiş, köy gençlerinin eğlencelerinde kullanılırdı.

DÜĞÜN

DÜĞÜNÜN DUYURULMASI (DAVETÇİ SALMA)

Düğün zamanı yaklaştıkça herkesi bir heyecan sarar. Eskiden düğünler Çarşamba günleri başlar ve Perşembe günü gelinin alınmasıyla sona ererdi. Günümüzde ise, genellikle Cumartesi Pazar günleri yapılmaktadır. Düğüne akrabalar ve dostlar davet edilirdi. Davet işlemi haneleri tek tek dolaşılarak yapılırdı. Fakat, kadın ve genç kızların davet edilmesi daha değişik oluyordu. Kadınlar ve özellikle de düğünde soyunacak olan genç kızlar, yine belirlenen genç kızlar tarafından, düğüne çağırılıyorlardı. Genç kızlar, topladıkları şimşir ağacı yapraklarını gümüş tellerle kaplayarak, çağırdıkları her genç kıza, bu yapraktan birer tane veriyorlardı. Yaprağı alan genç kız, düğünde sıraya oturmak üzere çağrılmış anlamını taşıyordu.

Belirlenen düğün tarihine yaklaşıldığında hazırlanan davetiyeler gerekli olan yerlere gönderilir. Çok uzakta bulunan akraba, eş – dosta telefon edilir. Bunlardan başka günümüzde halen devam eden “davetçi” geleneği ile köy halkına, kasabadaki tanıdıklara ve diğer köylere düğünün duyurulması için davetçiler tutulur. Kadınlara kadın, erkeklere ise erkek davetçi tutulur.

Davetçiler gittikleri kişilere düğün sahibinin davetini ve selamını söyler. Düğünlere ev halkından sadece belirli kişilerin davet edildiği de olur. Örneğin; sadece kayınvalide, evin gelini ve oğlu gibi evde bulunan kişiler ayrı ayrı davet edilir. Genç kızların davet edilmesi ise ilginçtir. Kimisi kına gecesine oturma için, kimisi alay gününe, çoğunlukla evli bayanlar olmak üzere bazı kızlar da Cuma sabahına davet edilir. Erkekler ise genellikle yemek ve alay günlerine çağırılır. Eskiden oturmaya çağırılan genç kızlara gümüş tel sarılmış şimşir dalları yollanırmış.Kızlar oturma gecesinde bu dalları yakalarına takarlarmış.Bu dalları takan kızların evlilik yaşına geldiği anlaşılırdı.

Davetçi olarak düğün sahibine yakın kişiler ya da köyde bu işi yapabilecek insanlar erkek ve kız tarafından ayrı ayrı seçilir. Davetçi kadınlara düğüne davet ettikleri kişiler bahşiş (para) da verirler. Düğün sahibine daha yakın olanlar ve akrabalar ise biraz daha fazla para verirler.

ÇEYİZ ALMA

Düğün hazırlıkları başladığında belirlenmiş olan bir günde damat tarafından bir grup ve damat, kız evine çeyiz almaya giderler. Adet olarak ekmek, helva ve gelin için özel yapılmış bir sandalye götürülür. Gelin alay gününe kadar bu sandalyeyi kullanır. Kız evi damat tarafını kapıda karşılar. Kahve ikram eder. Toplanmış olan çeyiz eşyaları alınacağında gelinin erkek kardeşi ya da akrabalardan bir erkek çocuk gelinin sandığının üstüne oturur ve damat ile pazarlık yapar. Damadın verdiği parayı yeterli bulursa sandığı teslim eder. Kız çeyizi de artık erkek evine götürülmek üzere arabalara yerleştirilir.

KINA GECESİ

Daha önceki yıllarda düğünler günümüzde de bazı köylerde yaşatıldığı gibi Salı gecesi kız evinde sadece kadın ve kızların katıldığı “Kına hurulması” ,”Kına vurulma“, “Kına yakma” ile başlar. Cuma günü “Cuma sabası” ile sona erermiş.

Kına gecesinde gelinin kız arkadaşları, kadınlar ve erkek evinden gelenler toplanır. Genelde kadınlar tef darbuka ile türküler maniler söylermiş.Bu eğlenceye çıplak çalgı denir. Kahveler içilir, sohbetler yapılır. İlerleyen saatlerde kına yakma vakti geldiğinde gelin bir – iki kız arkadaşı ile kına kıyafetini giymek üzere odaya girerler. Gelin kırmızı saten pijamalarını giymiş olarak geri gelir.




Hava güzel ise avluya bir kilim serilir. Gelin kilimin üzerine ya da bir sandalyeye oturtulur. Hava iyi değilse kına ev içersinde yapılır. Gelinin başına büyük kırmızı ve kenarları pul, boncuk ile işlenmiş baş örtüsü (kına örtüsü) örtülür. Erkek evinden getirilen karılmış (su ile hafif cıvık yoğrulmuş) kına gelinin önüne konur.

Gelin elleri dizlerinin üzerinde avuçları yukarı doğru açık ve örtünün iki ucunu tutar. Dizleri üzerine bir tepsi ya da yere süslenmiş güzel boş bir sepet konur.

Kına yakılmadan önce kayınvalide yoksa vekili gelir, gelinin tuttuğu boş örtünün (kına örtüsünün üzerine para koyar. Eğer baş örtüsü tutulmamışsa hazırlanmış olan tepsi ya da sepete konur. Bundan sonra yakın akraba ve komşular da gönülden koptuğu kadar para verirler. “Hurun gelinin kınası – Ağlasın garip annesi – Gelin kız evden gitti – Ak bakır susuz kaldı – bizim ev kızsız kaldı” denir.



Daha sonra gelinin önce sağ eline “Besmele” ile kızın akrabalarının biri “Kına hurur” (Kına yakar). Eller kınalandıktan sonra kırmızı kına bezleri ile bağlanır. Kınanın daha koyu olması için içine bir miktar nişadır karıştırılır. Ayaklar da bileklerden aşağıya bütün olarak ya da penye bezler ile çeşitli şekillerde bağlanarak boşluklara kına sürülür ve ayaklarda kırmızı kına bezleri ile bağlanır. Artan kına geceye katılanlara dağıtılır. “Kına hurma” işi bittiğinde dışarıda bekleyen damat içeri alınır. Elleri ve ayakları kına bezleri ile bağlanmış olan gelini kucağına alıp yatağına götürüp bırakır. Böylece kına merasimi de biter.

Kına gecesinde kızlar ve oğlanlar birbirlerine maniler atarlardı. Bu maniler ve türkülerin bazıları şöleydi:

Dere gelir kütükten
İçilmiyor köpükten
Şu Kurcalı’nın kızları
Sevilmiyor ipekten

Pencereden baktırım
Elektriği çaktırım
Dikkatle akma çocuk
Öküzleri sattırım

Güle bindim gülmedim
Gülden düştüm ölmedim
Enim bir yarim var
Üç gün oldu görmedim

Türküler

HASTANE

Hastanenin şişeleri oynuyor
Doktor gelmiş yaracığımı ağlıyor
Annem babam bşucumda ağlıyor
Söyle de doktor söyle ölecekmiyim
Ölmeden yarimi görecekmiyim

Hastanenin önünden bir garip geçti
Iki sçz sçyledi derdimi deşti
Gidin sorun yarim enden mi geçti
Söyle de doktor söyle ölecekmiyim
Ölmeden yarimi görecekmiyim

YENİ CAMİ

YENİ Cami avlusunda namazımı kılsınlar
Gelinlik elbiselerimi baş ucuma koysunlar
Aklım büyük kendim küçük ben neler söyleyeyim
Karanlık yerlerde anneciğim ben nasıl yatayım
Karanlık yerlerde mevlam ben nasıl durayım

Yeni Cami çeşmeleri harıl harıl akıyor
Anneciğimin söylediği sözler ciğerimi yakıyor
Mezarımı mezarımı yol üstüne kazsınlar
Gelen geçen bir genö ölmüş eyvah yazık desinler
Gelen geçen ir kız ölmüş eyvah yazık desinler

Aklım büyük kendim küçük ben neler söyleyeyim
Karanlık yerlerde mevlam ben nasıl durayım
Mezarımı mezarımı kızlar kazsın dar olsun
Etrafında lâle sümbüller bol olsun.

HARBALLI (BİNDALLI İLE) İKİNCİ KINA GECESİ

Düğünün ikinci günü düğün için kesilmiş olan hayvanlardan ayrılan paça ve ciğer ile paça çorbası yapılır ve ciğer kavrulur. Akşama yani ikinci kına gecesine gelen damat tarafından ev halkına ve yakın akraba komşulara yemek verilir.

Bu arada avluda da kına gecesine oturma için çağrılan gelinin kız arkadaşları için oturulacak yerler hazırlanır. Kızların sayısınca oyun oynanacak yere sandalyeler konur. Bazen sandalye yerine eskiden olduğu gibi saman balyaları ya da kalaslar üzerine örtüler serilerek oturma yerleri de hazırlanır. Oyun alanının kenarında hazırlanan oturma yerlerine sadece kızlar oturur. Boş bile olsa hiç kimse bu yerlere oturmaz. Oturan veya sandalye alanlar orada bulunanlar tarafından uyarılır ve kınanır. Çünkü bu yerlere sadece oynayıp yorulan kızlar dinlenmek için otururlar.

Ezan okunacağı zamanlarda da müzik kesilerek beklenir. Kızların oturduğu yerin baş tarafına gelin ve damat için birer sandalye konur. Önceleri ‘cimbokus’ denen müzik kutularından müzik seçilerek çalınır oynanırmış.Günümüzde ise müzik setleri kiralanmaktadır. “Düğün için ince çalgı tutuldu denir”. Bu gecede gelin genelde “harballı” giyer. Başına da “hotoz” adı verilen duvak yaptırır. Gelinin arkadaşları da genelde harballı giyer. Diğer kızlar da çoğunlukla tuvalet yada fantezi giysiler giyer saçlarına ve makyajlarına özen gösterirler.

Kızların oturduğu yerin tam karşısına ise bekar erkekler sıralanır. Evli erkeklerin bu geceye katılmaları hoş karşılanmaz. Yan taraflarda ise kadınlar genelde ayakta eğlenceyi izler. Eskiden kına gecesinde kızlar oynayıp acıkırlar diye özellikle kızlara ekmek hamuru yoğrulur, portakal büyüklüğünde hamurlar ile ekmekçikler yapılırmış. Bu ekmeklere peksimet denirmiş. Üzerlerine de susam serpilerek pişirilir ve fırından çıkar çıkmaz kızlara yedirilirmiş. Günümüzde ise “Kızlar sofrası” hazırlanmakta kızlara düğün yemekleri yedirilmektedir.

İkinci kına gecesi yapılırsa gelinlerin hemen hemen çoğunluğu antika gelin olur, harballı giyer, başına da hotoz yaptırır.

Hotoz yaptırma geleneğinin kaç yıllık olduğu bilinmemekle beraber evlenecek olan genç kızlar için neredeyse vazgeçilmez bir düğün adetidir.

Düğün günü yaklaştığında gelin olacak kızlar harballı giyecek oldukları gün için kendilerini hazırlayacak olan “Telci kadınlardan”, “hotozcu kadınlardan” randevu alırlar. Gelinler kına yakıldığı gecenin sonrası ya telci karıyı evlerine alırlar ya da kendileri harballılarını alıp giderler. .

Telci karı gerekiyorsa önce gelinin kaşlarını alır. Yüzüne krem ve fondöten sürer. Giyilecek olan harballının rengine uygun tonlarda göz makyajı yapar. Bu arada gelini aynaya baktırmaz. Makyaj bitiminde gelin aynaya baktırılır. İstiyorsa bazı düzeltmeler yapılır.

Sıra saç yapımına geldiğinde telci karı gelinin saçlarından ön kısmını dört parmak kadar öne doğru tarar. Küçük bir kahve ocağının üzerinde 25-30 cm uzunlukta yaklaşık 1 cm çapında çiviyi “şayka” ateşte ısıtır. Tüp olmadığı zamanlarda içine kor konulmuş kömür ütüleri kullanılırmış. Makyaj yapılırken de göz için sürme, dudak ve yanaklar için kırmızı boya kullanılırmış.

Ateşte ısıtılmış olan şaykanın fazla ısısı saçı yakmaması için bir beze sürtülüp alınır. Gelinin öne taranmış olan saçları bir kulak hizasından diğerine kadar 25-35 parçaya ayrılır. Her parçaya biraz biriyantin sürülür ve ısısı alınmış şaykaya sarılıp 5-10 saniye bekletilerek ince lüleler yapılır. Öne taranmış olan saçların şekilleri verildiğinde saçların lülelerinin bittiği yerden itibaren ensede bağlanacak şekilde şerit denen 2-2,5 cm kalınlıkta parça ile sıkıca bağlanır. Lüle halindeki saçlar tek tek geri kaldırılıp toplu iğnelerle bu şeride sıra ile iğnelenir. Harballı giyilir. Gelinin bu arada bol bol altın zincir kolye, “külte” inci dizisi, set, künye küpe bilezik takması har ballı giymenin özelliği olmuştur. Geline takılan altınlara “görümlük” denir. Bunlar emanet olarak da alınır ve düğün bitince geri verilir. Saça takılmış olan şeride iki kulak üzerinden sarkacak şekilde ortasına bir karış kadar ip bağlanmış gelin telleri de iğnelenir. .

Önceden hazırlanmış olan altın, inci ve çiçeklerle süslü duvağında takılı olduğu “hotoz” gelin başı yerleştirilir. Hotoz kafaya batmayacak ve ağırlık yapmayacak şekilde toplu iğnelerle sabitleştirilir. Hotoz kaymasın diye arka kısmına pamuk sıkıştırılır. Hotozun iki yanı iğne iplik ile şeride tutturulur. Hotozda bulunan gelin telleri de kafanın duvağın arka uzun kısmı toplanıp gelinin sağ dirsek üzerinden koluna biz kez bağlanır.

İki kulak üzerinden sarkan gelin telleri “Gümüş teller” göğüslerin üzerine dal adı verilen altın işlemeli büyük yaka iğneleri ile tutturulur. Bu iğnelere “kuş dalı” denir. Dalların sade değil, kuş ve tavuslu olanı makbuldür. İki göğüs arasına da yine bir tane kuş dalı iğnelenir. Kulaklara da “Gül küpe”, “Dana burun” veya “Hanımeli” denen anadan kıza, kayın valideden geline emanet küpelerden birileri takılır. Antika gelinin özelliği takıların çok olmasıdır. Yüzükler “Gül yüzük”, “Badem (mekik) yüzük”tür. Zengin olanlar geline “Hanım eli” küpe ile “Badem yüzük” yaparlar.

Takıların takılması ve son düzenlemeden sonra hazır olan antika geline bir de son makyaj düzeltmesi yapılır. Gerekli düzeltmeler ile gelin geceye hazır olur. Harballının altına gelinler genellikle rengine uygun işleme kadife terlik giyerler. Harballıların Bordo “güvez”, siyah, lacivert, mavi renkleri kullanılmaktadır.

Bu hotoz hiç düşmez mi diye sorulduğunda da “Gelin gibisi gelinliğini bilsin, fazla tepinmesin” denir. Hotoz yapımı biten geline de “Çok güzel oldu, Allah da geçim güzelliği versin” denir.

GELİNİN BEYAZINI GİYMESİ (Gelinliğini)

GÜVEY HALKI

Harballı ile yapılan geceden sonra ertesi gün gelin kuaförde saçını taratır (yaptırır), beyaz gelinliğini giyer. Topuzlu, taçlı, duvaklı, eldivenli gelin olur.

Öğle yemeğinde gelin evi evde pişen düğün yemeklerinden yer. Akşam namazından önce damat evinden “güvey halkı” denen sadece kadınlardan oluşan grup gelir. Güvey halkı ile birlikte gelen kayın validenin de elini öpen geline kayınvalide yüz görümlüğü olarak altın, akrabaları da takılar takarlar. Güvey halkı geldiğinde gelinin yanına o günlerde düğünü olmuş yeni gelinler de gelinliklerini giyer, saçlarını yaptırır ve diğer genç kızlar ile otururlar. Güvey halkının kadınları ve düğüne gelmiş olan diğer kadınlar bu sırada varsa oğullarının sevdiği kızları görme, inceleme imkanı da bulurlar.Daha sonra gelen gruba düğün yemekleri verilir. Akşam ezanından sonra yine kına gecesi denen eğlence başlar. Bu eğlenceye damat ve arkadaşları da sonradan gelip katılır. Müzik eşliğinde kızlı erkekli gruplar oyunlar oynarlar.Bu geceye ‘damat oynatma’ da denir.

Ara verildiğinde damat arkadaşları sıra ile geline takı takar, fotoğraf çıkarlar(fotoğraf çektirirler). Takı merasimi için kız evi bir tepsi içine üçgen mendiller ile toplu iğneler hazırlar. Takı takan damadın arkadaşlarının omuz hizasından 3-4 parmak aşağıya üçgen katlanmış birer mendil iğnelenir. Bu arada damat geline, gelin de damada takılar takar. Daha sonra önce damat tarafından akraba ve komşular daha sonra da gelin tarafı takılarını takarlar. Bu törenden sonra yine oyunlar oynanır. Damat ve arkadaşlarına gelin evinde düğün yemeği yedirilir.

DÜĞÜN VERGİLERİ

Düğüne davet edilen kişiler düğün günleri boyunca bir gün takı takmayacaklarsa mutlaka beraberlerinde “vergi” adı verilen düğün hediyelerini de getirirler. Kız ya da damat evine teslim ederler.

Günümüzde birkaç komşu ya da arkadaş birlikte ihtiyaç duyulan herhangi bir eşyayı da ortaklaşa almaktadırlar. Yakın akrabalar çoğunlukla altın ve para cinsinden vergi verirler. Vergiler için genelde avluya bir kilim serilir ya da masa konur. Vergi getirenler buraya bırakırlar.

Düğün vergileri olarak takı ve paradan başka mutfak eşyaları, tabak, kaşık, bıçak, şişe bardak (cam su bardağı), kahve fincanı, cezve, tencere, pasta tabağı, havlu, çarşaf, nevresim takımı, çeşitli örtüler, battaniye, elbiselik kumaşlar, giyim eşyaları, evler için süs eşyaları getirilir.

ALAY GÜNÜ

Alay yapılacağı gün gelin yine saçlarını taratır (Kuaföre gider). Beyaz gelinliğini giyer. Büyüklerin ellerini öper. Damat evinde de alay öncesi bütün misafirlere düğün yemeği verilir.

Öğleden sonra damat tarafı arabalar ile alayı oluşturur gelin evine gelir. Eskiden arabalar olmadığından “örece” adı verilen üzerleri örtülü “öküz” arabaları ile gelin alayı yapılırmış. Kadınlar arabalarda erkekler de atlarla arabaların yanlarında olurlarmış. Köy içinde ise davul zurna eşliğinde erkekler oynayarak ilerlermiş.

Günümüzde sadece gelin arabası süslenir, plakaya “Evleniyoruz” yazısı takılır. Arka cama ise gençlerin isimleri ya da isimlerin baş harfleri bulunan kağıtlar yapıştırılır. Alaydaki kadınlar arabalardan iner ve gelin evine girerler. Selamlaşma sonrası misafirler oturtulur, hal hatır sorulur. Şeker, kolonya ikram edilir. Bu arada gelin alaya görünmez.

Eskiden gelinin anne ve babası da alaya görünmezmiş. Anneyi soranlara yatıp dinleniyor denirmiş. Alaydaki kadınlar bir süre sonra “Gelin kızımız nerede gelsin” derler. Odaya çeyiz almaya gelindiğinde oğlan evinden getirilmiş olan ve özel yaptırılmış gelin sandalyesi ve gelin getirilir. Gelin el öper ve sandalyesine oturur. Bir süre sonra alaydan gelen kadınlar “Hadi artık gelinimizi götürelim” derler. Gelin ayağa kalkar evden çıkmadan önce varsa erkek kardeşi koluna girer. Gelin çıkarılmadan önce de çorabına para konur. Evden çıkan geline “Evini unut, bizi unutma”denir.

Damatta gelip gelini kardeşinden alır. Bu sırada yine mendil bağlanan gelin sandalyesi damat evine götürülmek üzere alaydan biri tarafından alınır. Sandalyeyi damat evine götüren kişi mendili de sandalyeden alma hakkına sahip olur.

Eskiden gelinlerin ellerine üçgen katlanmış maroken kumaştan kenarları oyalı mendil verilirmiş.

Alay kız evine geldiğinde gelinin erkek kardeşi gelin arabasının anahtarını ister ve alır. Damat gelini arabaya bindireceğinde anahtar için de bahşiş vermek zorundadır.

Damat gelini arabaya bindirir, bu arada gelinin komşularının ayak bastı parası istediği de olur. Gelin evinden kornalar çalarak ayrılan arabalar, bir dere ya da çaydan geçerken durdurulur. Gelin ucuna para bağlanmış bir mendili dereye atar. Mutluluk diler. Dereden geri dönerken alay mutlaka farklı bir yoldan geçer. “Gelin anne evine dönmek isterse yolu bulamasın” diye böyle yapılır. Gelin alayı ile aynı yol üzerinde bir başka alay ile karşılaşılmamasına da dikkat edilir.İnanışa göre iki alayın karşılaşması evlilikler için uğursuz olurmuş.

Alay damat evine korna basarak gelir. Gelin ve damat arabadan inerler. Gelin eve geldiğinde ertesi güne kadar kaynananın geline görünmediği de olur.

Gelin kapıda bekler. Damat eve girer, gelinin de koluna elti, görümce ya da yakını bir bayan girer. Bu geleneğe “koltuğa girme” denir. Avluya ise sadece kadınlar girerler. Damat evden hazırlanmış olan şeker, leblebi, kuru üzüm, bozuk para dolu poşet ile dışarı çıkar, kalabalığın arasından yürürken etraftaki kadınlara da bu çerezlerden atar. Geline doğru ilerler. Güveyin attığı çerezleri kadınlar kapışırlar. İnanışlara göre bunlar “Bolluk – bereket” demekmiş. Bu şekerden yemek “yürek hoplamasına”, kalp çarpıntısına iyi gelirmiş. Genç kızlar bu şekerlerden yastıklarının altına koyarsa o gece rüyada evlenecekleri kişiyi görürlermiş. Bu nedenle kadınlar, kızlar güvey şekerlerini yakalamaya ve bu cümbüşü doyasıya yaşamaya çalışırlar.

Damat gelini eve alır. Evden biri şeker ve su ile şerbet hazırlar, gelin ve damada içirirler. Bu arada damadın arkadaşları sürekli bahçe kapıyı yumruklar, damadı dışarı çağırırlar. Gelin sandalyesi avluya çıkarılır. Gelin, kadınların bakması için buraya oturtulur. Damatta arkadaşlarıyla kahve içmeye, tatlı yemeye gider.

Gelinin çorabına konulan para bir erkek çocuğa aldırılır. Gelinin kucağına da oğlu olsun diye bir erkek çocuk oturtulur.

“Kız çocuk elin olacak, erkek çocuk ise soy devam ettirecek” denir. Çocuğa mendil ve para verilir.

GÜVEY KAPAMA

Arkadaşları ile kahve içmeye, resim çıkmaya (resim çektirmeye) giden damat, akşam namazından sonra imam ve kendi arkadaşları ile evine gelir. İmam bahçe kapının (avlu kapısı ) önünde dua okur.Daha sonra arkadaşları tarafından sırtına yumruk vurulan damat bahçe kapıdan eve girer. Damat eve gelmeden önce geline de abdest aldırılır. Bu arada damat evine girmeden kapının arkasına bir tas su konur. Damat kapıyı açtığında tasa çarpar. Su dökülür. Evde bulunanlar “Damat tası devirdi” diye gülüşürken gelin de şaşıran damadın ayağına basmaya çalışır. İnanışa göre “Kim ayağa ilk önce basarsa evlilikte onun sözü geçermiş”

GÜVEY SOFRASI

Evine alınan damat için ve orada bulunanlara güvey sofrası denen yemek hazırlanır. Sofraya düğün yemekleri dışında evde bulunan yiyeceklerden de konur. Aslında güvey sofrasının en önemli yemeği de soğan kapaması imiş. Ayrıca sofraya alayla birlikte kız evinden yollanmış olan bir tepsi de “Güvey baklavası” konur. Baklavayı eve teslim eden bahşişini de almıştır.

Damat baklavanın mendilini açar ve bir bıçak ile baklavayı boydan boya tekrar keser. “Damat tepsiyi – baklavayı karıştırdı” denir.

Güvey sofrasında gelin ve damada et yemeği yedirilmez. Eğer et yerlerse “Ömür boyu kedi köpek gibi birbirlerini yiyeceklerine” inanılır.

Güvey sofrasında ayrıca “Gelin aldatmaca” da yapılır. Güvey çatalı ya da kaşığı ile geline yemek verir. Gelin ağzını açınca da kendi ağzına atar. Gelinin bu lokmayı hızla alıp yemesi gereklidir. Ama çoğunlukla gelinler aldatılır.

Yemekten sonra sofrada bulunanlar mutluluk dileklerini sunar. “Hayırlı olsun, Allah mesut etsin, bir yastıkta kocayın inşallah, Allah nazardan saklasın” gibi sözler söylerler.

Bu arada espri olsun diye “Mari kadınlar hadi gidelim artık. Ne demişler düğün iki kişiye, kalanı deli komşuya” dedikleri de duyulur.

Damat ile gelin ikişer rekat namaz kılar. Damat geline yüz görümlüğü altın takar. Gerdeğe girerler. Eskiden gerdek gecesi bakire olmayan kızı davul çalarak baba evine gönderirlermiş. Babanın kapısına da boya sürülürmüş.

CUMA SABASI (Cuma Sabahı)

Eski düğünler Perşembe günü yapılan alay ile sona erer ve Cuma günü de gerdek sonrası gelenekler yapılırmış. Günümüzde hala devam etmekte olan bu geleneğin günü değişse de adına “Cuma sabası” denilmektedir.

Cuma sabasında gelin kalktıktan sonra alay gününden beri görmediği kayınvalidenin ve ev halkından büyüklerin elini öper.

Gelin erkenden telci karıya saçına hotoz yaptırır ve beyazını (beyaz gelinliğini) giyer. Yaz günü ise avluda oturur. Mevlit okunacaksa başına beyaz bir baş örtüsü örtülür. Cuma sabasına genelde evli ve yaşlı kadınlar çağrılır. Bazen kızlar da gider.

Damat ise öğleye doğru arkadaşları ile gelinin evine el öpmeye ve yemeğe gider. Kayınpeder ve ev halkı misafirleri kapıda karşılar. El öpülür, gelenlere yemek verilir. Kahveler içilir, sohbet edilir.

Bu arada damadın ayakkabıları da saklanır. Damat ayakkabılarını almak için bahşiş verir.

CUMA SABASINDA BAZI GELENEKLER

Gelinin duvağı gül dalına takılır. Küçük bir erkek çocuğa oklava verilir, gelini kovalar. Gelin hızlı davranıp oklavayı yemeden duvağını alır ve eve girerse işlerini yapmada tez davranacağı yani çabukluğu belli olur.

Odaya bir miktar pirinç atılır. Gelinin bunları süpürmesi istenir. Böylece hamaratlığı, becerisi de ölçülmüş olur.

Cuma sabasına damat arkadaşları ile gelin evine gittiğinde sofradan bazı küçük eşyaları, kaşık, tuzluk gibi alıp ceplerine koyarlar. Damat evine dönüldüğünde bunları teker teker çıkarıp gülüşürler.

Bazen de damadın gücünü denemek için balta ve kütük verilir. Kütüğün bir vuruşta kırılması istenir.

DÜĞÜN ALAYINDA BAZI GELENEKLER

DAMAT TRAŞI

Damat önceleri düğün alayı ile gelin almaya gitmezmiş. Damat bahçede bir sandalyeye oturtulur ve berber tarafından törenle tıraş edilir.

Bu arada tıraşı yapacak olan berberin koluna beyaz mendil bağlanır. Törenin özelliği nedeniyle berber hiç acele etmeden yavaş yavaş hareket ederek tıraşa başlar. Damadın yakınları ve arkadaşları berbere para takarlar, bahşiş verirler. Bu arada davul çalınır, oyunlar oynanır. Damat alayın geldiğini müjdeleyenlere bahşiş verir. Günümüzde alaydan önce damat tıraşı yapılmaktadır.

AT YARIŞLARI

Atlarla yapılan alaylarda köye yaklaşıldığında bir alanda durulur ve belli mesafelerde at yarışları yapılırmış. Kazanana gelin bahşiş ve mendil verirmiş.

YUMURTAYA NİŞAN

Gelin alayı evine geldikten sonra uygulanan bir gelenek de “Yumurtaya nişan” geleneğidir. Köyün avcıları bir araya toplanır. Boş bir araziye gidilir. Tüfeklerin atış mesafeleri içine uzağa bir çalıya yumurta asılır. Sıra ile tüm avcılar ateş eder. Sıra bitiminde yumurta vurulmazsa mesafe biraz daha azaltılır. Bu arada yumurta vurulana dek çok sayıda fişek harcanır. Yumurta vurulup akmaya başladığında yarışma biter. Yumurtayı vuran en iyi avcı sayılır. Tebrik edilir. Damatta birinciye gömlek, çorap, avcı elbisesi gibi hediyeler verir. Bu olay uzunca bir zaman kahve sohbetlerinde konuşulur.

URGAN GERME

Düğünlerde gelin alayının önü, köyün gençleri tarafından yol üzerine çekilmiş urganlarla kesilir. Gelin arabasından bahşiş alınır..

ALAYIN KÖYE GİRMESİ

Alayı damat tarafı köyün girişinde karşılar, damadın arkadaşları alayın önünde oynarken yavaş yavaş ilerlerler. Gelinin eve geç girmesi oyunların uzaması ile (gelin alayı adımcık adımcık gitti, oturak havaları oynandı, eğlence çok oldu) denirmiş.

HAZRET-İ MEZRET

Eskiden damat, tıraşı yapılırken alay da damatsız olarak gelini almaya gidermiş. Damadın iki arkadaşı önceden kız evine ulaşıp alay geliyor diye haber verir. Kız evi habercilerden birinin koluna gömlek bağlar. Alay gelin evinden ayrıldıktan sonra haberciler bu kez damada gider. Damat habercilerin kolundaki gömleği görünce alayın yolda olduğunu anlayıp onlara bahşiş verir. Alay gelin evine geldiğinde ise damat gelini içeri alır ve dışarı çıkar. Habercilerdeki gömleğin açık arttırma ile satışı yapılır. Mesela “damattan 1.000 Drahmi Hazret-i Mezret var mı arttıran? Dayıdan 2.000 Drahmi Hazret-i Mezret var mı arttıran” denir bu şekilde devam ederek sona kalan ve en çok parayı veren gömleğin sahibi olur. Elde edilen para köy gençliğine kalır, bu para toprak bastı parası ile de birleştirilerek gençlerin uygun gördüğü bir yardım işinde kullanılır.

DÜĞÜNLERDE SOKAK YİYECEKLERİ

Düğün yapılan köylere “Kantina” denen kamyonet arkasına yerleştirilmiş yiyecek, içecek satan arabalar gelmektedir.

Eskiden elmalı, horozlu, düdüklü şeker, tokmakla kopartılıp terazide tartılarak satılan sert cevizli, leblebili helvalar ile yumuşak yuvarlak çörek gibi ve susama batırılarak satılan susamlı helva gibi yiyecekler olurmuş.

Yine önceki düğünlerde gelinin yanına oturan yeni gelin olmuş ve gelinliğini giymiş kadınlar misafirlere “gelin helvası” da denilen susamlı helvadan ısmarlarmış.

GEZELER

Düğün bittikten birkaç gün sonra iki dünüş karşılıklı olarak birbirlerine ziyaretlerde bulunur. “Geze” adı verilen bu ziyaretlerin kalabalık olanına “Büyük” az olanına ise “Küçük” geze denir. Büyük gezeye akraba, eş, dost katılır. Küçük geze ise sadece ev halkları arasında yapılandır. Gezelerde ilk olarak damat evi kız evine gider. Kız evi de karşılık olarak toplanır, başka bir günde damat evine gider.

Gelin ve damadı yakın akraba arkadaş ve komşuları da düğünden sonra gezeye davet ederler.

Gezelerde misafirler kapıda karşılanır. Gelin damat el öper. Bahşiş de aldıkları olur. Kahveler içilir. Sohbetler yapılır. Resimlere bakılır. Hazırsa düğün kasetleri izlenir.

Gezelerde düğün yemeklerine benzer yemekler yapılır. Fakat sayı az olduğundan değişik yemekler de yapılır. Örnek; sütlü çorba, soğan kapama, sarma, dolma, patates yoğurtlusu, pirinçli börek, sebze yemekleri, baklava, oturtma veya kadayıf… Yemekten sonra, gitme vakti geldiğinde, küçük çocuklar tarafından, damatın ayakkabıları saklanır. Bahşiş karşılığında ayakkabılar getirilir. Böylece bu gelenek de sona ermiş olur.

Son yıllarda düğünler özellikle kasabada bir gece kına, bir gece de salon düğünü şeklini almıştır. Salon düğünlerinde salata, pilav, et, cacık, patlıcan ezmesi, peynir, meyve, tatlı ve içkiler ikram edilir. Düğün başladığında gelin ve damat tarafından kesilen düğün pastası da tüm davetlilere azar azar garsonlar tarafından ikram edilir. Takı takacak olanlar sıra ile gelin ve damadın yanına gidip takar ve “resim çıkarlar” müzik eşliğinde danslar, oyunlar, halaylar ile düğün sona erer.

Salon düğünü ve gezelerde alınan bahşişler ile hatıra olarak gelin evine bir eşya alınır. Tüm değişime rağmen köy düğünleri ve geleneklerinin bir çoğu hala yaygın olarak sürdürülmektedir.

GELİN MÜBAREKLEME

Düğün bittikten sonraki günlerde konu komşu bu kez yeni evlilere ziyarete başlar .Genelde habersiz gidilir. Ziyaretteki amaç hem gelini evinde görmek hem de gelinin ailesine “Gelininiz hayırlı olsun” demektir.

GELİN VERGİSİ

Düğünden önce çeyiz hazırlanırken gelin tarafı damat evi ve yakın akrabaları için ayrı ayrı vergi denilen hediye bohçalarını hazırlar. Çember, elbiselik kumaş, havlu, terlik, tespih, çorap, mendil, iç çamaşırı, yastık kılıfı gibi eşyalar koyar. Düğünden sonra hediyeleri sahiplerine verir.

DÜĞÜN YEMEKLERİ

Batı Trakya‘da düğün denildiğinde ilk akla gelen yine geleneklere bağlılık ve eskiden günümüze tüm canlılığı ile süregelen düğün yemekleridir.

Düğünde genellikle koyun, keçi ve sığır kesilmekteydi. Kesilen hayvanların kafalarından paça çorbası yapılır ve hizmete gelmiş olan kadınlar tarafından yenirdi. Bu bu gün dahi böyle olmaktadır. Yemekleri ise, bu konuda uzmanlaşmış aşçılar yapmaktadır. Et yemeğinin dışında, kıymalı çorba, nohutlu pilav, kazeler (gaziler) helvası veya kaşık helvası, yoğurt, mevsime göre salata çeşitleri mutlaka bulunmaktaydı. Özellikle, çorba pişirilirken kemikler de içine katıldığından çok lezzetli olmaktaydı. Yemekler, köyün gençleri tarafından sofralar halinde misafirlere taşınır. Düğüne davetli kişiler, “sini” denilen ağaçtan yapılma yer sofrasına otururlar. Bütün yemeklerden sadece birer çanak getirilmekte ve ayran da tastan içilmekteydi. Yemek yeme işlemi bittikten sonra, sofradan kimse kalkmaz. Yemekte bulunanlardan herhangi bir kişi “sofra duası” okur. Eller yukarı doğru açılır ve Allaha, verdiği nimetlerden ötürü dua edilir. Dua bittikten sonra ise birkaç yudum yemek adetten sayılmaktadır. Yemek verme işlemi gün boyu devam etmektedir.

Bilim, teknoloji, yiyeceklerdeki çeşitlilik, malzeme bolluğu, bunlara ulaşmadaki kolaylıklar yemek kültüründe gözle görülür hızla yaşanan bir değişimi sergiler. Her şeye rağmen düğün yemeklerinin hazırlanması, pişirilmesi ve sunumu Batı Trakya’da kolay kolay değişmeyecek; bu da köklü kültürüne bir milletin alışkanlığı ve geleneklerine gönülden sahip çıkışın yansıması olarak kendini en iyi şekilde gösterecektir.

Düğün tarihine karar verdikten sonra yapılan önemli hazırlıklardan biri de erkek ve kız tarafının ayrı ayrı anlaştığı “tuttuğu” aşçı ve bulaşıkları yıkayacak olan kadınların “çanakçıların” ayarlanmasıdır. Düğünlerin çok olduğu yaz aylarında düğün aşçılarının “aşçı karıların” hemen hepsi her hafta “tutuk” (herhangi bir düğün için ayarlanmış) olurlar.

Düğün aşçılığı da başka bir gelenek olarak karşımıza çıkar. Bu iş anneden veya kayınvalideden kıza ve geline öğretilen bilgi ve beceri isteyen önemli bir olaydır. Araştırmanın yapıldığı düğünlerde tanıştığım ve konuşma imkanı bulduğum “aşçı karılar” bu işlerin zor olduğunu da söylemektedirler.

Aşçı kadınlara genelde kendi evlerinden bir erkek ağır eşyaları, kazanları taşımada arabası ile yardımcı olur. Ayrıca düğün eti için hayvanların kesimi ve doğranması işlerinde düğün sahibine yakın akraba ve komşu erkekler her zaman işbirliği içindedir.

Aşçıların kendilerine ait ve kalabalık düğünlere yetecek kadar büyük pişirme tencere ve tavaları, tepsilerinin yanında servis için de bol miktarda “çanak” metal tabaklar, kaşık, çatal, çorba tasları, kepçe süzgeç ve diğer gereçleri vardır. Genelde düğün evinden hiç araç alınmaz. Bu arada kendi araçları da karışmasın diye işaretli ve sayılıdır.

Düğünden önce davetli sayıları ortalama olarak hatta fazlasıyla “aşçı karı” ile konuşulur. Alınacak malzemeler tespit edilir. Yemeklerin hazırlanıp pişirileceği, servisin yapılacağı yerler ayarlanır. Ev düğünleri çok kalabalık olur. Ortalama olarak 1500-2000 kişi olduğu da çoğunluktadır.

Düğün sahibinin evi avlusu yetmediği için hemen hemen bütün komşular evleri ve avlularını hiç çekinmeden kullanıma açarlar. Yemek için masalar ya da siniler yer sofraları “denklenir” tamamlanır. Fırınlara ekmek siparişi verilir. Yoğurttan çalkalanarak ya da hazır şişelerde ayranlar da ayarlanır.

Aşçı için yemeklerin pişirileceği alan hazırlanır. Sacayaklar konur. Ateş yerleri düzenlenir. Odunlar temin edilir. Yemekler ve bulaşıklar için çeşme veya çeşmeye bağlı hortumlar ile yemek ve bulaşık sularının akması için kanallar kazılır.

Yemekler pişmeden önce malzemeler gözden geçirilir. Nohut, pirinç ayıklanır. İlk olarak yemeklerden bir gün önce pilav için nohut ıslatılır, hazırlanır. İrmik helvası hazırlanıp pişirilir. 1-1,5 cm. kalınlığında olacak şekilde tepsilere yayılır. Soğutulup kibrit kutusu büyüklüğünde parçalara kesilir.

Düğünlerde baş yemek bol kemik suyu ile iyice kaynatılıp özlenmiş pirinç, yeterince ciğer rendesi, kıyma ve aşçı kadının becerisi ile pişirilmiş meşhur “Düğün çorbası” da denilen “Kıymalı pirinçli” çorbadır. 5-6 kişiye yetecek büyüklükte metal tek bir tas ile masaya getirilir.

Bu arada beslenme kültürümüzde önemli bir yere sahip olan ekmek ve ayranın da sofra hazırlanırken unutulmaması gereklidir. Eskiden tek büyük tasla sofraya konan ayran günümüzde plastik bardaklar ile servis edilmektedir. İkinci yemek ise anlatılması zor fakat nefis pişmiş et yemeğidir. Et yemeği için uzun ve kalınca doğranıp kızartılmış patateslerin üzerinde 5-6 kişiye yetecek kadar et ve suyundan da konarak sahanlarla sofraya gönderilir. Düğün eti olarak öncelikle dana, inek, koyun ve keçi etleri kullanılır. Kesilen hayvanların kellelerinden aşçılar kendilerine yemekte yaparlar.

Daha sonra sofraya gelen ise içine konulan haşlanmış nohutları ile albenisi daha da artan nohutlu pilavdır. Pilavın lezzetini arttıran en önemli unsur da Hollanda yağsı (yağı) diye bilinen özel lezzetli tereyağıdır. İnekleri olan düğün sahipleri düğün için kendileri de tereyağı hazırlamaktadırlar.

Sofraya en son gelen ise daha önceden yapılıp bekletilen helvadır. Dilimlenip soğutulmuş irmik (gaziler) helvasından sonra yemek biter. Sofradan kalkmadan önce mutlaka sofra duası ve fatiha okunur. Duadan sonra herkes son lokmalarını yer. “Allah kabul etsin” diyerek sofradan kalkarlar.

Bu sırada servise yardımcı olanlara boşalan tabak ve kaşıklar yıkanmaya yollanır. Masa veya sinideki serilmiş olan naylon örtü toplanıp yenisi serilir. Yemek için sırada olanlar hazırlanan yere otururlar, sofralar 5-6 kişi olduğunda servise başlanır.

Bu arada davetli olup ta gelemeyenler için de aşçılardan kapaklı çanaklarla yemek alınır. Yemek verme işi gün boyunca devam eder. Uzak yakın neredeyse yemek yemeyen kimse kalmaz. Düğün yemeklerinin hazırlanması sırasındaki yardımlaşma ve işbirliği; yemeklerin servisi, sofraların toplanması, ekmeklerin kesilmesi, çanakların yıkanması sırasında da devam eder.

Servisten gelen kaşık ve çanakların yıkanmasına yardım edenler için sürekli hazır sıcak su bulundurulur.

Dilimlenmiş ekmekler birer “sakula” naylon poşet ile 2-3 sofralık konup hazır edilir. Herkes aldığı ekmek dilimini bitirdiğinden genelde sofra toplanırken naylon örtü içinde sadece ayranlar için kullanılan plastik bardaklar çöpe atılır.

DÜĞÜN ÇORBASI

Malzemeler:

10 litre su

5 litre et suyu

15 su bardağı pirinç

1 kg. kıyma

½ kg. ciğer

1 su bardağı limon suyu

1 su bardağı sıvı yağ

1 bağ maydonoz

Kırmızı toz biber

1 çanak yoğurt (1/2 kg)

2 paket vitam (margarin)

Yapılışı:

1. Ciğerin zarı soyulup ince ince doğranır.

2. Tencereye sıvı yağ konur biraz ısıtılır.

3. Önce doğranmış ciğer atılıp bir iki karıştırılıp *sendirilir. (kızgın yağda karıştırılıp yumuşatılır.)

4. Kıyma ilave edilip kavrulur.

5. Suyu ilave edilir kaynatılır.

6. Kaynayan suya ayıklanmış yıkanmış pirinç ilave edilip yumuşayana, nişastasını salana kadar dibinin yapışmaması için yavaş yavaş karıştırılıp pişirilir.

7. Bu arada istenilen kıvamdan daha koyu olursa et suyu konulabilir.

8. İstenilen kıvamdan daha sıvı olursa da limon suyu ve yoğurtla hazırlanacak olan karışıma bir kaç kaşık un katılarak istenilen kıvamı alması için çorbaya ilave edilip kaynatılır.

9. Tuzu ilave edilip bir kaç taşım daha kaynatılıp ateşten alınır.

10. Üzerine karabiber serpilir.

11. Margarin eritilir ve kırmızı biberle karıştırılır.

12.Servis taslarına konan çorbalara birer kaşık gezdirilir. İnce doğranmış maydanoz serpilir.

DÜĞÜN PİLAVI (NOHUTLU PİLAV)

Malzemeler:

5 kg. Pirinç

1 kg. haşlanmış nohut

1,5 kg. tereyağı.

Yapılışı:

1. Tuzlu suda bir gün bekletilen ayıklanmış yıkanmış pirinçler, soğuk su ile tuzları iyice gitsin diye defalarca yıkanır.

2. Büyük kazanda kaynayan az tuzlu suya atılır.

3. Haşlanan pirinçler suyun içinden aşçıların elleri yanmasın diye kenarları tahta olan un elekleri ile alınırlar.

4. Suları iyice süzdürülür boş ve çok derin olmayan büyük tavalara boşaltılır.

5. İstenirse haşlanmış nohut da süzülmeden önce pirince katılıp, iyice karıştırılır.

6. Büyük pilav tavasında yağ kavrulur. Yanmayacak derecede erimiş olur.

7. Süzülmüş nohutla pirinçlerin üzerine gezdirilip iyice karıştırılır.

8. Üzerlerine karabiber serpilip temiz bezler ve naylon örtülerek sıcak olması ve dinlenmesi için bekletilir.

PATATES KIZARTMASI

Malzemeler:

6 kg. patates

2 litre sıvı yağ

Tuz

Yapılışı:

1. Patatesler soyulur, uzun uzun kızartmalık doğranır.

2. Bol kızgın yağda kızartılır.

3. Bir tavaya alınır ve et yemeği servis edilirken her sahanın altına birer kevgir kadar konur. Üzerine et ve biraz da et suyu konur, masalara gönderilir.

ET YEMEĞİ

Malzemeler:

20 kg. kuşbaşı doğranmış et

1 kg. soğan

Tuz

1su bardağı salça

1 kg. margarin

Kırmızı biber

Karabiber

1 demet maydanoz.

Yapılışı:

1. Et önce kanı gitsin diye soğuk su ile yıkanır. Kaynatılacak olan kazanlara konur. Biraz tuz atılır.

2. Odun ateşi ile uzun süre iyice yumuşayana dek pişirilir. Gerekirse üzerine geçmeyecek kadar su ilave edilir. Üzerinde oluşan köpükler alınır

3. Soğanlar ince ince doğranıp ete ilave edilir. Yağ salça karabiber yeterince tuz da ilave edilip iyice pişirilir.

4.Piştiğinde ateşten alınmaz altındaki odunlar kenara çekilir

5. Sıcaklığını koruması için kor olan ocakta bekletilir.

6. Patates kızartması konulmuş sahanlara suyu ile konur ve servise gönderilir. Üzerine biraz maydanoz serpilir.

DÜĞÜN HELVASI (İRMİK) (KAZELER) (GAZİLER)

Malzemeler:

2 kg. irmik

2 kg. toz şeker

1 kg. sıvı yağ

2 çorba kaşığı tereyağı

4 litre su

Yapılışı:

1. Genişçe bir tavada yağ yanmayacak kıvamda ısıtılır.

2. İrmikler yağa katılır. Devamlı az ateşte karıştırılarak pembemsi renk alana kadar kavrulur.

3. Bu arada başka bir tencerede su ile şeker kaynatılır.

4. Şerbet pembeleşen irmiğe sıcak olarak dökülüp suyu iyice çekmesi için karıştırılır. Ateşten alınıp üzeri bezlerle örtülüp bekletilir.

5. Bu arada irmiğin içine konup soğutularak dilimleneceği tepsiler ayarlanır.

6. Dinlenmiş olan helva 1- 1,5 cm kalınlıkta olacak şekilde tepsilere yayılıp iyice sıkılaştırılır.

7. Bıçak ile kare şeklinde küçük dilimlere kesilir. Tepsilerin üzerleri tekrar örtülüp bekletilir. Servis için sahan yada küçük tepsilere konur ve masalara gönderilir.

Not: Bütün cemiyet toplantılarında tutulan özel aşçılara bu yemekler hazırlatılır. Tüm yemekler sevilerek istenerek yenir.

Düğünlerle İlgili Bazı Yiyecekler

SOĞAN KAPAMA

Malzemeler:

1 Kg. soğan

1 kahve fincanı mısır özü ve zeytinyağı karışımı

Toz biber

1 kahve kaşığı salça

Tuz, karabiber

İstenildiği kadar yumurta

Yapılışı:

1- Soğanlar soyulur, yıkanır yemeklikten daha iri olarak doğranır.

2- Genişçe bir tencereye veya tavaya konur, yağ ilave edilir, ara ara karıştırılarak pişirilir.

3- Toz biber ve salça konarak karıştırılır.

4- İstenildiği kadar yumurta kırılır, tuz ve karabiber serpilerek ateşten alınır. Kendi ısısı ile yumurtalar dağılmadan pişer, kapağı örtülü olarak bekletilir.

Not: Soğan kapama güvey sofrası için yapılan bir yiyecektir.

PATATES YOĞURTLUSU

Malzemeler:

1 kg. patates

1 kase yoğurt

2 diş sarımsak

Toz biber

Zeytinyağı

Tuz

Yapılışı:

1- Patatesler yıkanır, haşlanır soğutulup soyulur, salata yapılacak şekilde doğranır.

2- Yoğurdun içerisine sarımsaklar dövülerek karıştırılır, tuz konur.

3- Patateslere ilave edilir.

4- Yağ bir tava içerisinde kızdırılır, kırmızı biber ile karıştırılarak servis tabağına alınan patatesin üzerine gezdirilir.

Not: Gezelerde yapılan yemek ve salata yerine kullanılan bir yiyecektir.

BAKLAVA

Malzemeler:

1 kg. un

2 yumurta

3 çorba kaşığı sıvı yağ

Tuz

Nişasta

Yarım kg. Hollanda yağı (Tereyağı)

Yoğurmak için aldığınca süt

İç Malzemesi:

Yarım kg. ya da istenirse 1 kg. badem veya ceviz içi

Şerbeti:

1,5 kg. toz şeker

1 litre su

Yarım limon

Bir fiske tuz

Yapılışı:

1- Ceviz veya bademler kabuklarından ayrılıp incecik çekilir.

2- Un, 2 yumurta, az tuz, aldığı kadar süt ile kulak memesi yumuşaklığında yoğrulur.

3- 10 dakika ara ile 3 kez yoğrulup dinlendirilir. En son yoğurmada yarım saat üzeri örtülü olarak bekletilir.

4- Yumurta büyüklüğünde bezelere ayrılır.

5- Baklava yapılacak olan tepsi iyice yağlanır.

6- Nişasta ve un karışımı ile yufkalar incecik açılıp 4 – 5 tanesi bir çarşaf üzerinde bekletilir.

7- Hafif kurutulan yufkaların 3 tanesi tepsiye konur aralarına hazırlanmış olan içten serpilir diğer yufkalar da bu şekilde hazırlanır.

8- En üste konulan tek yufkadan sonra baklava kesilir.

9- Hafif ısılı fırında uzun sürede içi çektire çektire pişirilir. Eğer üzeri fazla kızarırsa içinin pişmesi engellenmesin diye ısıyı düşürmek amacıyla üzerine alüminyum kağıdı konur.

10- Bir tencereye şeker, su konur 10 dakika kaynatılır, içine yarım limon sıkılır, bir fiske de tuz atılarak tekrar birkaç taşım kaynatılır.

11- Ateşten alınan şerbet bir süzgeçten süzülür. Birkaç dakika soğutulur.

12- Baklava soğuk, şerbet ise sıcağa yakın olmalıdır.

ETİKETLER:
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ