
Meriç Nehri ile Türkiye’den ayrılan Batı Trakya, bugün Yunanistan
sınırları içerisinde yer almaktadır. Bölgede 150 bin civarında Müslüman
Türk yaşamaktadır. Bölge, İstanbul’dan daha önce fethedilmiş ve 550 yıl
boyunca Osmanlı yönetiminde kalmıştır. Balkan Savaşları sonrasında önce
Bulgaristan’a, ardından Lozan Anlaşması ile Yunanistan’a bırakılan Batı
Trakya’nın yerleşik halkı azınlık olarak tanımlanmıştır. Batı Trakya’da
yaşayan Müslüman Türkler, Yunanistan’da azınlık statüsüne sahip tek
gruptur. Bunun yanında, AB üyeliğine sahip tek Balkan ülkesindeki
azınlığın durumu, diğer Balkan Türklerinden bazı farklılıklar
göstermektedir. Batı Trakya’da yaşayan halkın azınlık hakları,
Lozan Anlaşması’ndan önce 2 Şubat 1830 tarihli Londra Protokolü, 24
Mayıs 1881 İstanbul Milletlerarası Sözleşmesi, 14 Kasım 1913 Atina
Anlaşması ve 3 Numaralı Protokol ve 10 Ağustos 1920’de imzalanan Yunan
Sevr’i gibi çok sayıda anlaşma ile garanti alına alınmıştır. Lozan
Anlaşması ile bu anlaşmalar tamamen yürürlükten kalkmamış, bazı
değişiklikler ile yeniden geçerli kılınmıştır. Bu çalışmada, Balkan
Savaşları ile Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan Batı Trakya bölgesinde
yaşayan Müslüman Türklerin Yunanistan’da azınlık olarak yaşayışı,
özelde ise azınlık haklarını garanti eden uluslararası ve ikili
anlaşmalara rağmen Yunanistan yönetiminin gerçekleştirmiş olduğu insan
hakları ihlalleri ve Müslüman Türk azınlık ile karşılaşma ve kesişme
alanları konu edilecektir. Batı
Trakya’da yaşayan Türklerin hukuki statüsü milletlerarası anlaşmalarla
tespit edilmiş ve 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Anlaşması ile son
şeklini almıştır. Yunanistan Batı Trakya ile ilgili olarak sadece Lozan
Anlaşması’nı tanıdığını açıklamakla birlikte, Lozan Anlaşması’nı
uygulamaktan kaçınmaktadır. Başta Lozan Anlaşması ve 1952
Türkiye-Yunanistan Kültür Anlaşması ile 1968’de iki taraf arasında
imzalanan Eğitim Protokolleri, Türkiye’nin Batı Trakya Türklerinin
statüsü ve mevcut durumu konusunda ne kadar etkin olduğunu ve dahi
olabileceğini göstermektedir. Ancak Türkiye tarihî süreç içerisinde,
güvenlik endişesi ve Kıbrıs’taki olaylar sonucunda ikili ilişkilerin
bozulması nedeniyle bu konumunu iyi değerlendirememiştir.  Lozan
Anlaşması’nda “karşılıklılık” ilkesinin vurgulanmış olmasına rağmen
bugün Türkiye’de yaşayan Rumların durumunun, Batı Trakya’da yaşayan
Türklerden iyi olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Batı Trakya’da yaşayan
Türk azınlığın normal nüfus artışıyla bugün 600 bin olması gerekirken,
bu sayının 150 binlerde kalması, Yunan yönetiminin Batı Trakya’da
yaşayan Türklere yönelik nasıl bir politika izlediğinin ipuçlarını
vermektedir. Yukarıda sözü edilen olumsuzluklarla birlikte, 1990’lı
yıllarda Batı Trakyalı Türklerin statüsü ve yaşam standartları
konusunda olumlu gelişmeler kaydedilmeye başlanmıştır. Mayıs 1990’dan
bu yana Human Rights Watch, Batı Trakya’da yaşayan Türklerin durumunu
yakından takip etmektedir. Bu da Yunan yönetimini Türk azınlık
konusunda olumlu adımlar atmaya zorlamıştır. Human Rights Watch’un
1990’da yayımladığı rapora göre artık Türkler de menkul ve gayrimenkul
alıp satabilmekte, ev ve camilerini tamir edebilmekte, kahvehane
açabilmekte, bazı ruhsatları eskiye oranla daha kolay elde
edebilmektedirler.  Bağımsız
listelerle seçime girmek suretiyle, 1980’li yıllarda Türklerin siyasi
arenada kendilerini temsil etme fırsatı bulması yaşam koşullarının
iyileşmesinde önemli rol oynamıştır. Batı Trakya’da yaşayan Türklerin
ilk siyasi partisi olan Dostluk, Eşitlik ve Barış Partisi’nin kurulması
bu yolda atılan önemli bir adımdır. Vatandaşlık ve azınlık haklarının
korunması konusunda Yunanistan dışında bulunan Batı Trakya kuruluşları
ile işbirliği yapılması ve sorunun uluslararası arenaya taşınması ve bu
bağlamda Batı Trakyalı Türklerin haklarını savunan Sadık Ahmet gibi bir
liderin varlığı kısa sürede önemli mesafe kat edilmesini sağlamıştır. Batı Trakya’da yaşayan Türk azınlıktan alınan bilgilere göre ise bazı
problemler çözüme kavuşturulmakla beraber asli problemler devam
etmektedir. Bu problemlerin başında ise eğitim ve toprakların
kamulaştırılması sorunu gelmektedir. Halen Batı Trakya’da Türklere ait
kurumlar ve okullar “Türk” ismini kullanamamaktadırlar. Türkiye’den
giden bazı Türkçe gazete, dergi ve kitapların Batı Trakya’ya girişi
engellenmektedir. İstihdam konusunda da Türkler ayrımcı politikaya
maruz bırakılmaktadırlar, bu da onların daha kötü şartlarda yaşamlarını
devam ettirmelerini zorunlu kılmaktadır. Batı Trakya Türkleri geleceğe dair attıkları her adımda Türkiye’nin
desteğine muhtaçtırlar ve Türkiye’nin desteğini beklemektedirler.
Türkiye’nin Batı Trakya’daki gelişmeleri yakından takip ederek
izleyeceği istikrarlı bir politika, Batı Trakya Türklerinin durumunun
iyileştirilmesinde etkin rol oynayacaktır. Başbakan Recep Tayip
Erdoğan’ın 8 Mayıs 2004’te gerçekleştirdiği Batı Trakya ziyareti, 51
yıl aradan sonra ilk defa bir Türk başbakanın bölgeyi ziyaret etmiş
olması açısından çok önemlidir. Batı Trakya’da yaşayan Müslüman Türk
azınlık, gelişmekte olan Türk-Yunan ilişkilerini de göz önünde
bulundurarak bu ziyaretin azınlığın sorunlarına çözüm bulunması
noktasında önemli adımlar atılmasına vesile olacağı beklentisi
içerisinde olmuştur. Çünkü, Batı
Trakya’da yaşayan Müslüman Türk azınlık, müftü seçimi konusunda çok
hassastır ve atanmış müftüleri tanımama noktasında büyük ölçüde ortak
bir tavır geliştirmiştir. Ayrıca “Türk” sözcüğü etrafında geçmişten bu
yana devam eden mücadele, İskeçe Türk Birliği’nin kapatılma davası ile
ilgili olarak yeniden gündeme taşınmış olup, bu konuda Türkiye’den
destek beklenmektedir.  Türkiye,
Batı Trakya konusunda, dengeleri bozmayacak şekilde çok mantıklı bir
politika izlemektedir. Bir taraftan Batı Trakya Türklerini yalnız
bırakmayıp diğer taraftan da Yunanistan ile ilişkilerini yedelemeyecek
bir şekilde tavır takınmaktadır. Batı Trakya Türk Azınlığı Türkiye yi
garantör ülke olarak hep görmüş ve hep te görecektir. |