1920 Yunan Sevr’inde ve 1923 Lozan Barış Anlaşması’nda azınlık
üyelerinin her türlü dinî özgürlükleri güvence altına alınmış olmasına
rağmen müftülük kurumundan söz edilmemiştir. Bu makam, ayrıntılı bir
biçimde 1913 Atina Anlaşması ile düzenlenmiş ve 2345/1920 sayılı
yasayla iç hukuka yansımıştır. Bu yasaya göre geniş yetkilerle
donatılan müftüler, kendi görev çevrelerindeki Müslümanlar tarafından
seçileceklerdir. Yine bu yasayla, müftüleri denetleyecek bir başmüftü
görev yapacaktır. Yasaya göre, başmüftü karma usulle seçilecektir.
Yunanistan’daki tüm müftüler bir araya gelip seçtikleri müftüyü
Mezhepler Bakanı’na sunacaklar ve bakan tarafından seçilen kişi, Kral
İradesi ile atanacaktır. Ancak bu sözü edilen başmüftü hiçbir zaman
atanamamıştır. 2345/1920 sayılı yasanın, Cemaat İdare Heyetleri’ne
ilişkin 12. maddesi dışında hiçbir hükmü yürürlüğe konmamıştır.
Müftülerin seçimle göreve gelme hükmü de yürürlüğe konmadığından
1920’den sonra Gümülcine, İskeçe ve Dedeağaç’ta görev yapan müftüler
özel birer Kral İradesi ile atanmışlardır. Başmüftünün olmadığı
Batı Trakya’da müftüler Müslüman cemaatin temsilcisi durumundadırlar.
Özellikle, 1985 yılında vefat eden Gümülcine Müftüsü Hüseyin Mustafa,
zamanla Batı Trakya azınlığının sosyo-politik önderi ve birlik simgesi
haline gelmiştir. Vefatının ardından Yunan yetkililerinin Mısır’da
eğitim görmüş bir din adamı olan ve Yunan yönetimine yakınlığı ile
tanınan İmam Rüştü Ethem’i müftü vekili olarak ataması azınlığın büyük
tepkisine neden olmuştur. Azınlık üyeleri, Türkiye’de eğitim görmüş ve
senelerce müftülük başkatibi olarak toplumun saygısını kazanmış biri
olan Hacı Halil Efendi’nin en uygun kişi olduğunu ifade etmişlerdir.
Azınlığın bu istekleri, 1913 Atina Anlaşması’nın müftünün Müslüman
cemaat tarafından seçilmesini öngören ilgili maddesine dayanmaktadır. Azınlığın bu tepkisi üzerine İmam Rüştü Hoca, 5 Haziran 1985’te
istifasını valiye sunmuş, ancak valilik, İmam Rüştü Hoca’nın
dilekçesini reddetmiştir. Bunun üzerine İmam Rüştü, ikinci bir dilekçe
yazarak görevden affını istemiştir. Yunan yönetimi uzun bir süre
bekledikten sonra 16 Aralık 1985’te yine yönetime yakınlığıyla bilinen
Hafız Cemali’yi Gümülcine Müftü Vekili atamış ancak azınlığın ileri
gelenleri bu atamaya da karşı çıkmışlardır. Azınlığın kendi
müftüsünü seçme talebi üç temel noktaya dayanmaktadır. Bunlardan ilki,
1913 Atina Anlaşması’nın müftülerin seçimiyle ilgili maddesidir. 1913
Atina Anlaşması, o tarihte Yunanistan’a bırakılan topraklarla
sınırlıdır ve Batı Trakya bu topraklara dahil değildir. Bununla
birlikte, aynı anlaşmanın 3 Numaralı Protokol’ü Yunanistan’ın bütün
topraklarını kapsamıştır ve bu Protokol’e göre, Yunan yetkilileri,
müftülerin, azınlık üyelerinin seçimleri sonucu iş başına gelmelerini
kabul etmekle yükümlüdürler. İkinci olarak, azınlık
2345/1920 sayılı yasayı ileri sürmektedir. Bu yasa, 1913 Anlaşması’nın
Yunan iç hukukuna yansımış şeklidir ve yasanın 6. maddesi ayrıntılı bir
biçimde müftü seçimlerini anlatmaktadır. Bu yasanın Kral İradesi ile
yürürlüğe konan tek maddesi 12. maddedir. Dolayısıyla, 1920 yılından
beri müftüler hep atanarak göreve gelmişlerdir. Gerek 1920 tarihli 2345
sayılı kanunun yürürlüğe girmemiş bulunması, gerekse Batı Trakya’da
müftülerin günümüze dek atanarak göreve gelmiş bulunması, azınlığın bu
kanunu kendi lehinde hukuki bir dayanak olarak kullanmasını
zorlaştırmaktadır. Üçüncü olarak, azınlığın önde gelenleri,
İstanbul Rum Ortodoks Patriği’nin Sen Sinod Meclisi tarafından
seçildiğini hatırlatmakta ve Batı Trakya müftülerinin de, karşılık
ilkesine göre, seçimle iş başına gelmesi gerektiğini ileri
sürmektedirler. 1980’li yıllarda azınlığın müftü seçimiyle
ilgili yaşadıkları sorunlar sona ermemiş ve azınlık üyeleri, Yunan
makamlarının atadıkları müftüleri kabul etmemişlerdir. Yunan makamları,
25 Aralık 1990’da çıkardıkları “Batı Trakya’da Müftülük Müessesesi ve
İlahiyat Okulu Kurulmasına İlişkin Esasları Düzenleyen Kanun Hükmünde
Kararname” ile 2345/1920 tarihli yasayı iptal etmiş ve Batı Trakya’da
müftülük kurumunun bağlı olacağı esasları yeniden düzenlemişlerdir. 19
Ocak 1991 tarihinde toplanan Batı Trakya Azınlık Yüksek Kurulu 24
Aralık 1990 tarihli kararnameyi tanımadığını açıklamıştır. Aynı şekilde
Gümülcineliler de kararnameyi tanımayacaklarını açıklayıp 28 Aralık’ta
kendi müftülerini seçmişlerdir. Bu kararnamenin amacı, hem şimdiye
kadar süregeldiği gibi müftü seçme konusunda yönetimi tek yetkili
olarak muhafaza etmek, hem de seçilecek müftünün sonradan yönetimin
iradesi dışına çıkmasını engellemektir. Bu kararname, 1913 Atina
Anlaşması’nın 3 Numaralı Protokolü’ne, 1923 Lozan Barış Anlaşması’na ve
Yunanistan’ın Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı çerçevesinde
üstlendiği yükümlülüklere aykırı bir niteliğe sahiptir. Buna rağmen,
Yunanistan, 22 Ağustos 1991’de cemaatin tanımadığı bir kişiyi İskeçe
Müftüsü olarak atamıştır. 23 Ağustos Cuma günü Cuma namazından sonra,
İskeçe Müslüman Türk Cemaati, toplu olarak müftülüğe yürümek
istemiştir. Protesto, polis tarafından engellenmiş ve 14 saat süren bir
oturma eylemine dönüşmüş, ancak bu da gece yarısı yapılan coplu bir
saldırı ile sona ermiştir. Bugün Batı Trakya’da müftülük sorunu
halen çözülemeyen bir sorun olarak devam etmektedir. Yunan yönetimi,
AİHM tarafından Müslümanlar lehine alınan iki karara rağmen Batı Trakya
müftülerini atama yoluyla belirlemektedir. Bugün, Gümülcine ve İskeçe
müftüleri Yunan yönetimi tarafından atanmaktadır. Fakat Müslüman Türk
azınlık Yunan yönetimi tarafından atanan bu müftüleri hiçbir zaman
tanımamıştır. Azınlık, Gümülcine’de seçmiş olduğu İbrahim Şerif’i,
İskeçe’de de Mehmet Emin Ağa’yı müftü olarak kabul etmektedir.
Dolayısıyla, İskeçe ve Gümülcine’de Türk azınlığın tanıdığı seçilmiş
müftüler ile Yunanistan yönetiminin atadığı ve azınlığın tanımadığı
atanmış müftüler aynı anda görev yapmaktadır. Yunanistan yönetimi,
“Din liderinin yetkilerini ele geçirdiği” gerekçesiyle, seçilmiş
müftüler aleyhine sürekli dava açmaktadır. İskeçe’de seçilmiş müftü
Mehmet Emin Ağa ve Gümülcine’de seçilmiş müftü İbrahim Şerif, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına ve daha sonra Yunan
mahkemelerinde normal şartlar altında “emsal dava” olarak kabul
edilmesi gereken Yunan Temyiz Mahkemesi’nin kararına rağmen, çeşitli
cezalar ile karşı karşıya kalmışlardır. Son 10 yıl içinde Müftü Mehmet
Emin Ağa, bazen Yunanistan’ın ücra köşelerinde yapılan mahkemeler
arasında mekik dokumaya zorlanmış, bu nedenle maddi zararlar, manevi
baskı ve kötüleşen sağlığı nedeniyle ciddi fiziki rahatsızlıklarla ağır
bir bedel ödemiştir. Uzun süren mücadelesi boyunca Müftü Ağa’ya
defalarca fiziki saldırılarda bulunulmuş, kendisi dövülmüş, yaralanmış
ve hapse atılmıştır. Fiziki saldırılardan sonuncusu 25 Nisan 2003
tarihinde, Cuma günü sabah namazının ardından gerçekleştirilmiştir.
1993 ila 2003 yılları arasında Mehmet Emin Ağa, azınlık toplumuna
verdiği 49 beyanattan dolayı devlet tarafından açılmış 20 civarında
dava ile karşı karşıya kalmıştır. Müftü temyizlerden sonra 63 ay hapse
mahkum edilmiştir. Müftü Ağa, yaklaşık altı ayı hapiste geçirmiş ve
ağır sağlık sorunları nedeniyle serbest bırakılmıştır. Kararlardan
bazıları kefalete çevrilmiş ve AİHM kararları nedeniyle, İskeçe Müftüsü
aleyhine açılan davalar tedrici olarak beraatla sonuçlanmıştır. Ancak,
Yunan yönetimi, AİHM kararlarına rağmen şu ana kadar Mehmet Emin Ağa’ya
tazminat vermediği gibi, yetkisini de tanımamıştır. Öte yandan
Yunan yönetimi tarafından atanmış olan Gümülcine Müftüsü Meço Cemali,
İslam ülkelerindeki müftülerin atama ile iş başına geldiğini
vurgulayarak uygulamanın haklı olduğunu savunmaktadır. Ancak,
Cemali’nin gözden kaçırdığı nokta, birinin azınlık müftüsü olması
diğerinin ise zaten nüfusunun çoğunluğu ve yöneticileri Müslüman olan
bir devletin müftüsü olmasıdır. Bu iki müftünün aynı prosedür ile
seçilmesi mümkün gözükmemektedir. |