Batı Trakya, 1913 yılından I. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar
Bulgaristan’ın egemenliği altında kalmıştır. I. Dünya Savaşı sonunda
San Remo Anlaşması’nın imzalanmasından sonra Yunanistan,
müttefiklerinin de yardımıyla Batı Trakya’yı işgal etmiştir. Misak-ı Milli, Batı Trakya’nın hukuki statüsünün belirlenmesi için plebisit
(halk oylaması) yapılmasını öngörmüştür. Ancak, Paris Barış
Konferansı’nda Batı Trakya’nın Yunanistan’a bırakılması görüşülmüştür.
İlk önce, Kasım 1919’da Neuilly Anlaşması ile Bulgaristan’dan alınarak
Fransız himayesine bırakılan Batı Trakya, Mayıs 1920’de Yunanistan’a
verilmiştir. Ve nihayet 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Anlaşması ile
tamamen Yunanistan’a bırakılmıştır. İngiltere, Fransa, İtalya ve
Japonya ile Yunanistan arasında imzalanan bu anlaşma Yunan Sevr’i
olarak bilinmekte ve “Yunanistan’daki Azınlıkların Korunmasına İlişkin
Anlaşma” adını taşımaktadır. Başlangıç bölümünde, 1913 yılının
başından beri Yunan Krallığı’nın topraklarını büyük ölçüde
genişlettiğini vurgulayan Yunan Sevr’i, bu ülkede yaşayanlara hiçbir
ayrım gözetmeden hak eşitliği sağlanmasını ve bu hakların “krallığa
eklenebilecek topraklarda da” geçerli olmasını öngörmektedir.
Anlaşmanın azınlıklar ile ilgili maddeleri şöyledir: 1, 2 ve 8.
maddeler dahil, bu maddeler arasındaki hükümler temel yasa
niteliğindedir. (Madde 1)Ülkedeki bütün insanlar; din, dil, soy,
yurttaşlık farkı gözetilmeksizin yaşama hakkına sahiptirler ve herkes
dinî ibadetlerini serbestçe yerine getirebilir. (Madde 2) Yunan
uyruğundaki bütün insanlar, yasa karşısında eşit olup aynı siyasi ve
kişisel haklardan yararlanırlar. Uyruklar arasındaki din farkı, memur
olma, işe girme gibi durumlarda etkili olamayacağı gibi bu insanlar
özel işlerinde ve yayınlarında istedikleri dili de
kullanabileceklerdir. (Madde 7) Azınlıklar, harcamaları kendilerine
ait olmak üzere dinsel, toplumsal kurumlarla okullar kurma ve denetleme
hakkına sahip olup burada kendi dillerini kullanabilirler. (Madde 8) Azınlıkların
düzenli olarak bulundukları bölgelerdeki resmi okullarda, azınlığın
dilinde eğitim yapılacak ve azınlıkların toplu olarak bulundukları
yerlerde devlet ve belediye gibi kamu bütçelerinden bunlara bir miktar
ayrılacaktır. Bu hüküm, 1 Ocak 1913’ten sonra Yunanistan’a katılan
topraklarda geçerli olacaktır. (Madde 9) Müslümanlar, kişisel durum
ve aile hukuku ile ilgili sorunlarını İslam gelenekleri çerçevesinde
çözebileceklerdir. Ayrıca cami, mezarlık gibi İslami kuruluşlar
güvenceye alınmıştır. Azınlığa ait vakıflar ile diğer dinî ve insani
kuruluşlar da tanınmaktadır. (Madde 10) Yunanistan ile anlaşmaya
katılan diğer devletler arasında veya Milletler Cemiyeti Konseyi’ne üye
olan herhangi bir devlet arasında bu hükümler konusunda bir anlaşmazlık
çıkarsa bu ülkeler, istedikleri zaman Yunanistan’ı Milletlerarası Daimi
Adalet Divanı’na götürebileceklerdir ve bu konuda Divan’ın kararı kesin
olacaktır. (Madde 16) Bu anlaşma ile Yunanistan, ülkesindeki azınlıkların ve dolayısıyla Müslüman Türk azınlığın haklarını korumayı kabul etmektedir.
|